ARONYA

ARONYA

 

 

ARONYA sağlıklı yaşam tarzını tercih edenler arasında popülerlik kazanan küçük koyu meyveler.

Vatanı Kuzey Amerika olan bu bitki, Kızılderililer tarafından soğuk algınlığı tedavisinde kullanılmış. Bu özelliğinden dolayı birçok ülkede koronavirüs tedavisinin yanında takviye olarak de çok sık kullanılmaya başlandı. Peki nedir Aronya veya Aronia meyveleri?

ARONYA, çoğu insanın sevmediği tuhaf ve ağızda büzücü tat bırakan bir meyvedir. Tadından dolayı, meyveleri çok popüler olmasa da özellikle COVİD-19 la savaştığımız bu günlerde beslenmemize dahil edilmesinde büyük fayda var. Buruk tadından, saf olarak değil daha çok püre, jöle, çay, şurup veya diğer meyve sularıyla birlikte kullanılması tercih ediliyor.

Aronya meyveleri ve suyu ve bunlardan elde edilen diğer ürünler, özellikle bağışıklığı arttırmak ve enfeksiyonların tedavisini hızlandırmak, virüslere karşı korunmak için tavsiye ediliyor. Aronya meyvesinin bu özelliği esas olarak içinde bulunan C vitaminine ve yüksek miktarda antioksidanlara borçludur. 

Aronya meyveleri, bilinen tüm diğer meyvelerden daha fazla antioksidan içeriyor. Sadece antioksidan ve C vitamini değil, birçok vitamin açısından da zengindir. PP, B, E ve yüksek miktarda antosiyaninler içerir. Bu arada, antosiyaninlerin bulunduğu tüm meyvelerden, en yüksek antioksidan potansiyele sahip olan aronya meyveleri kanserle mücadele edenler için son derece değerli bir takviyedir. Bunların dışında çok fazla lif, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve manganez içerir.

100 gr meyve 55 kcal’dir ve

0,2 g -Yağ

1,5 g -Protein

10,9 g – Karbonhidrat

4,1 g – lif

80,5 g – Su içeriyor

Organik asitler – 1.3 g

Halk arasında yaygın olan koyu meyvelerde demir oranının yüksek oluşu düşüncesi ve bu sebepten koyu renkli meyvelerin kansızlık tedavisinde takviye olarak çok tercih edilmesi ne yazık ki Aronya için geçerli değil, çünkü koyu renkte olmasına rağmen çok eser miktarda demir mikroelementi içermekte. Kansızlık tedavisinde faydası olmaz ancak kanamalardan sonra iyileştirme sürecini hızlandırmak için çok faydalı olur.

Meyveler, kolesterol ve kan şekerini normalleştirir, ateroskleroz, diyabet, kalp krizi ve inme riskini azaltır. Düzenli kullanımda, Aronya meyveleri kan basıncını düşürür, bağışıklık sistemini güçlendirir ve sinir sistemini rahatlatır. PP vitamini kan damarlarının duvarlarını daha elastik hale getirir. Pektin sindirim sistemini olumlu etkiler ve toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır. Aronya ayrıca böbreklerin çalışmasına yardımcı olur, karaciğeri zararlı maddelerden korur, safranın çıkışını iyileştirir ve gözlerin yaşlanma sürecini yavaşlatır.

Özellikle ilkbahar ve sonbaharda vitamin eksikliğinin doğal olarak önlenmesi için, kimyasal vitamin kullanımı yerine mükemmel bir tarif:

Bir bardak sıcak suyu bir avuç kurutulmuş aronya meyvelerinin üzerine ilave edin ve 5-6 saat bekletin. Bu karışımı günde 3 defa yemeklerden önce yarım çay bardağı kadar düzenli 2 hafta boyunca tüketin. 

Şeker hastaları ve hamileler de (kontrendikasyon yoksa) kullanabilir. Çocuklara 3 yaşından itibaren aronya meyvelerinin tüketilmesi uygundur, ancak tadından dolayı çocuklar bu meyveleri tüketmeye pek iştahlı olmazlar. Bu nedenle az miktarda bal ile karıştırıp vere bilirsiniz. Özellikle çocuklarda soğuk algınlığı ve grip tedavisinde, ishal ve gıda zehirlenmelerinde çok faydalı ola bilir.

Kimler bu meyveleri tüketmemeli?

3 yaş altı çocuklara, düşük tansiyonu olanlar, 

Tromboz ve kan pıhtılaşma sorunu yaşayanlar 

Mide asidi yüksek ve gastriti olanlar Aronya meyvelerini kesinlikle tüketmemeliler 

 

 

 

GLUTATYON NEDİR VEYA SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ

GLUTATYON NEDİR VEYA SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ

Bir çoğumuz zaman zaman kendimizi uyuşuk ve yorgun hissederiz, uyku sorunlarımız olur- bu durum aslında vücudumuzun hücresel “güç istasyonların” rezervlerinin tükendiğine işaret eder. Bu “istasyonların” doldurulmasına antioksidanlar yardımcı olur

Glutatyon nedir?

Glutatyon, vücudumuzun sahip olduğu üç çok kıymetli antioksidan sisteminin anahtar bağlantısıdır. Glutatyonun sağlık ve gençlik iksiri olduğunu söyleyebiliriz. Gücünün sırrı, kükürt içeren grupların varlığında yatar. Kükürt çok yapışkan bir maddedir. Vücudumuzdaki tüm “atıklar/ çöpler” – serbest radikaller, toksinler, ağır metaller – kükürt moleküllerine yapışır.

Glutatyon, bağışıklık sisteminin güçlenmesinden, amino asit taşımasından, protein sentezinden, enzim aktivasyonundan, enerji üretiminden sorumludur

Doğduğumuzda, vücut aktif olarak glutatyon üretir. Fakat zamanla glütatyon miktarımız azalır. Yapılan araştırmalar, 20 ve 30 yaşları arasında %12 olan glutatyon seviyesi %8 düştüğünü gösteriyor.

Kötü beslenme, çevre kirliliği, çeşitli enfeksiyonlar, yaralanmalar ve hastalıklar, stres, ilaç kullanımı vücudumuz için çok önemli olan bu detoksifikatorü yok eder. 

Düşük glutatyon seviyesi hangi rahatsızlıklara neden olur? 

Vücudumuzun yüksek miktarda glutatyon üretmesi, neredeyse tüm kronik hastalıklardan sonra vücudun toparlanması ve iyileşmesi , ayrıca kötü hastalıklardan korunmamızda çok önemli rol oynar. Vücutta gerekli glutatyon seviyesinin azalması hızlı yaşlanmaya neden olur.  

Glutatyon eksikliğinin neden olduğu yaklaşık 98 hastalık vardır. Bunlar arasında kronik yorgunluk sendromu, kalp ve damar hastalığı, kanser, kronik enfeksiyonlar, otoimmün hastalıklar, diyabet, otizm, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, artrit, astım, böbrek ve karaciğer hastalıkları bulunuyor.

Glutatyonun ana antioksidan rolü, başta lenfositler olmak üzere bağışıklık hücrelerini korumaktır. Glutatyon yeterli değilse bağışıklık sisteminin çalışması ciddi şekilde bozulur.

Bunu da bilmemiz çok önemli , glutatyon içeren takviye edici gıdalar vücuttaki miktarını artırmaya yardımcı olmaz, çünkü sindirim sistemi tarafından çok kolay tahrip edilir. Glutatyon, sindirim sistemden geçerken kolay yok edilen çok hassas bir maddedir.

Vücuttaki Glutatyon miktarını arttırmanın 10 yolu

Gıda ürünleri

1. Kükürt açısından zengin yiyecekler yiyin: sarımsak, soğan, turpgiller (brokoli, Brüksel lahanası ve karnabahar, su teresi vb.).

2. Bir çok glutatyon tohum, fındık, avokado, şeftali, karpuz, tarçın, kakule, zerdeçal, domates, bezelye, kırmızı biberde bulunur.

Fiziksel aktivite

3. Düzenli fiziksel aktivite glutatyon seviyesini arttırır ve böylece bağışıklık sistemini güçlendirmeye, vücudun detoksifikasyonunu iyileştirmeye, vücudun kendi antioksidan savunmasını arttırmaya yardımcı olur. Yarım saatlik aktif yürüyüş bile glutatyon üretimine yardımcı olabilir.

4. Derin nefes alma ve terleme vücuttaki toksinlerden kurtulmanın ve “sihirli” bileşenin gelişmesine yardımcı olmanın harika bir yoludur.

Vitaminler

5. C ve E vitaminleri glutatyon üretimine yardımcı olur.

6. Folik asit ve B6 ve B12 vitaminleri glutatyon üretiminde önemli bir rol oynar.

7. Selenyum. Bu önemli mineral, vücudun işlemesine ve daha fazla glutatyon üretmesine yardımcı olur. Glutation peroksidaz (glutatyon) enziminin ana bileşenidir

8. Devedikeni. Karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır ve glutatyon seviyelerinin artmasına yardımcı olur. 

 

 

 

GETTAT – Geleneksel tedavi yöntemleri

GETTAT – Geleneksel tedavi yöntemleri

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geleneksel tedavi yöntemleri modern tedavi yöntemlerine yardımcı veya ona alternatif şekilde kullanıyor. İnsanoğlu dünyada var oluşundan itibaren hastalıklarla baş etme ve sağlığını korumak için her millete özgü farklı tedavi yöntemlerini bulup uygulama arayışında olmuştur. Eskiden modern tıp yöntemleri bulunmadan geleneksel tedavi yöntemleri çok yaygın ve modern tıp anlayışı ortaya çıkana kadar tek uygulanan yöntemlerdendi. 

Modern tedavi anlayışı bulunup ortaya çıkmasıyla geleneksel tedavi yöntemleri daha az kullanılmaya başlandı. Hatta geleneksel tedavi yöntemlerinin zararlı olduğu gündeme getirildi. Hekimler mecburen geleneksel tedavi yöntemlerinden uzaklaştı. Ama hekimler geleneksel tedavi yöntemlerinden uzaklaşsa da halk tarafından her zaman tercih edildi ve ilgi hiç azalmadı. 

Özellikle son zamanlarda hem dünyada hem ülkemizde geleneksel tedaviye ilgi çok fazla arttı. Son birkaç yüzyılda hem geleneksel tedavi yöntemleri hem de modern tıp yöntemleri paralel olarak çok gelişti. Modern tıp hastalıkların teşhisinde ise kullanılan cihazların ve tedavi yöntemlerinin çok gelişmesine rağmen birçok hastalığın tedavi noktasında aciz kalıyor. Bu durum hem hastaları hem de hekimleri alternatif tıp yöntemlerine yönlendiriyor. İşte bu alternatif tedavi yöntemleri kadim tedavi yöntemlerinin aynısı veya benzerleridir. Bu tür uygulamalar dünyanın çeşitli yerlerinde benzerlik gösteren veya o ülkeye has olan yöntemlerdir. Ayrıca yasal olarak yani kanunlarla destekleniyor.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından 27 ekim 2014 yılında 28158 sayılı resmi gazetede geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yönetmeliği adını taşıyan yönetmelik yayınlandı. Bu yönetmelik kapsamında akupunktur, fitoterapi, homeopati, hacamat, sülük tedavisi ve hipnoz, kayropraktik, lavra, uygulamaları ostiyopati, politerapi, mezoterapi, ozon uygulamaları refleksiloji ve müzik terapi gibi tedavi yöntemleri yer aldı.

Bu yönetmelik çıkmadan önce herkes tedirgin ve gizli bir şekilde alternatif tedavi yöntemlerini uygulatıyordu. Bunlardan en yaygın uygulananı ise hacamat ve sülük tedavileridir. Yönetmelik çıktıktan sonra GETAT yöntemleri resmileşerek artık hekimler tarafından çok daha temiz yerlerde, sağlık merkezlerinde daha yaygın uygulanmaya başlandı. Önceden de olan ilgi bu sefer katlanarak arttı. Hekimlerimizin geleneksel tedavi yöntemlerine ilgisi artınca özellikle son zamanlarda geleneksel tıp yöntemleri modern tıp yöntemleri ile birlikte integratif olarak kullanılmaya başlandı. GETAT hakkında bilinen en büyük yanlışlardan biri modern tıp tedavisi yöntemiyle birlikte kullanılamayacak yönünde. Sanki ya GETAT yöntemi ya da modern tıp yöntemi kullanılmalı diye düşünülmekte ama bu çok yanlış bir düşüncedir. Özellikle onkoloji vakalarında hem kemoterapi hem radyoterapi ile birlikte uygulanabilir. Örnek olarak homeopati, ozon terapisi ve fitoterapi yöntemleri de güvenle uygulanabilir. Aslında bu yanlış düşünce yani ya GETAT yöntemi ya da modern tıp yöntemi kullanılmalı düşüncesi hastaları ve hasta yakınlarınıda çok zora sokuyor ve kafa karışıklığına sebep oluyor. Halbuki geleneksel tedavi yöntemleri kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini azaltır. Saç dökülmeleri, kusma, kemoterapilere bağlı kan tablosunun bozulması gibi yan etkileri ortadan kaldırır ve bu tür tedavi sürecini de destekler. Sadece bu durumlarda GETAT yöntemini ilgili GETAT branşına hakim bir hekim tarafından uygulanmalı. Kronik ve hassas vakalarda homeopati veya fitoterapi ilaçlarının dozları hassas bir şekilde ayarlanmalı ve en önemlisi standardize preparatlar kullanılmalı yani eczaneden alınan preparat standartlara uygun üretilmiş ruhsatlandırılmış ve dozu belli olan preparattır. Aktardan alınan bitki ise maalesef çoğu zaman menşei bilinmeyen ve sadece gıda takviyesi veya gıda niteliğindedir. GETAT yöntemlerinin en yaygın olanı kupa tedavisi hacamat ve sülük tedavisidir. Maalesef eskiden olduğu gibi son zamanlarda bu tedavi yöntemleri sağlık personeli olmayan kişiler tarafından hala yaygın bir şekilde yapılıyor. Bu durum üzücü ama yine bunun suçlusu bence biz hekimleriz uzun yıllar boyunca geleneksel tedavi yöntemlerini hor gördük ve reddettik. Bu tedavi yöntemlerini resmen elimizle merdiven altına itmiş olduk. Bunu düzeltmek için hekimlerimize büyük rol düşüyor. Hekimlerimiz daha çok bu tedavi yöntemlerinin eğitimlerini alıp ve geleneksel tedavi yöntemlerine sahip çıkmaları gerekiyor. Ne kadar çok sağlık kuruluşlarına GETAT merkezi açılırsa eminim halk o kadar çok bu hijyenik ortamları tercih eder. 

Yönetmelikte yer alan tedavilerden biri olan homeopati ise ülkemiz için çok yeni bir kavram 250 yıldır tüm dünyada uygulanan bu tedavi yöntemi ülkemize geç gelmesinin benim düşünceme göre sebebi, kimyasal ilaç endüstrisinin özellikle Ortadoğu ülkelerine daha çok kimyasal ilaç satma isteğine bağlı. Özellikle Avrupa’da hatta yüzyıllardır İngiltere’de kraliyet ailesinin tercih ettiği tedavi yöntemi homeopati en çok tartışmalara neden olan GETAT yöntemidir. Sebebi ise hastalıktan tamamen kurtulan birinin ilaçsız yaşam sürmesi bu da kimyasal ilaçların daha az kullanılması demektir. Homeopati tedavisinde yüzde 80’i bitkilerden yüzde 15’i minerallerden yüzde 5’i ise canlı dokulardan elde edilen ilaçlar kullanıyor. İlaçlar homeopati ilaç fabrikalarında üretilmekte çoğu GETAT yönteminde olduğu gibi homeopati yönteminde de hasta bir bütün olarak düşünülüyor ve hastalığın sebebine yönelik ilaç veriliyor. Holistik yaklaşım söz konusu ve hasta-hekim görüşmesi 1 ila 2 saat bazen daha da uzun sürebiliyor örnek migrende ağrıyı ortadan kaldırmak değil ağrıya sebep olan şeyi ortadan kaldırmak. Ayrıca hastanın ilaçsız hayatına devam etmesini sağlamaktır. Bununla birlikte homeopati açısından aynı teşhisle başvuran hastaların tedavileri çok farklıdır. Homeopati tedavisi kişiye özeldir. 

Örneğin fibromiyalji şikayeti ile başvuran 10 hastanın 10’unda da tedavi farklıdır. 10’unda da farklı ilaçlar ve farklı tedavi protokolleri var. Homeopati tedavisi sadece fiziksel şikayeti olan veya onkoloji hastalarına değil çeşitli psikolojik rahatsızlıklarda da uygulanmakta ve güvenle uygulanıyor. Korkular, anksiyete, obsesyonlar, panik atak gibi rahatsızlıklarda da homeopatinin başarısı çok yüksek modern tıpta çare bulamamış sıra dışı korkular örnek merdivenden inme, hayvan, yükseklik, deniz su hayalet gölgelerden korkuları bunun gibi bir sürü ilginç korkularada homeopati tedavisi güvenli ve başarılı bir şekilde uygulanıyor ve yüz güldüren sonuçlar alınıyor. Homeopati tedavisinden çocuklar, yaşlılar, hamileler yani her birey faydalanabilir. Ama doktor homeopat tarafından uygulandığı sürece yan etkisi olmayan bir tedavidir.

 

 

KEKREYEMİŞ

KEKREYEMİŞ

Kekreyemiş ölümsüzlük meyvesi olarak adlandırılıyor, bu nedenle insan sağlığı üzerinde yararlı etkilere sahiptir. Faydaları saymakla bitmez. Ben burada sadece birkaçını size aktarmaya çalışacağım. 

Kekreyemiş Ağustos- Eylül aylarında olgunlaşır ve sonbaharda hasat edilir. Çok çeşitli hastalıkların tedavisinde takviye olarak kullanılıyor. Kekreyemiş orman meyveleri olarak kabul edilir ancak 18. Yüzyılda yararlı özellikleri keşfedilince yapay olarak yetiştirilmeye ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde satışta, ormanlarda toplanan meyvelerin yanı sıra plantasyonlarda yapay olarak yetiştirilen Kekreyemiş bulabilirsiniz. Her ikisinin de besin değeri aynıdır.

Bu meyvenin belki de en önemli avantajı, neredeyse her enfeksiyonla başa çıkmaya yardımcı olan bir antiseptik olan benzoik asit içermesidir (asit fermantasyonu ve çürümeyi durdurur).  Ayrıca Kekreyemişin çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan faydalı özellikleri meyve ve yapraklarında bulunan arbutin (antiseptik etkiye sahip bir glikozit), antioksidanlar, organik asitler, tanenler, flavonoidler ve vitaminlere bağlıdır. Bitkiniz yaprakları meyvelerinden daha faydalı kabul edilir. Kekreyemiş oldukça düşük kalorili bir meyvedir, 100 gr’da sadece 46 kalori bulunur. 

Meyveler kandaki kötü kolesterolün düşmesine, anti ülser ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine çok etkili. Ağır metallerin (kurşun, kobalt ve sezyum) ve toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Her yaşta kullanılır, özellikle yaşlı insanlara ve kronik yorgunluk şikayeti olanlara, zayıf bağışıklık sistemi ve aşırı çalışmak zorunda kalan sağlıklı insanlara büyük faydası var.

Kekreyemiş antisklerotik etkiye sahip. Kan damarlarının duvarlarını, kalp kasını güçlendirir. Hipertansiyon, koroner kalp hastaları güvenle meyveleri tüketebilir. Kekreyemiş sadece tıbbi amaçlar ve beslenme için değil, aynı zamanda, özellikle Rusya’da, kozmetikte de yaygın olarak kullanılıyor. Kekreyemiş maskeleri cildi nemlendirir ve sıkılaştırır, kırışıklıkları ve yaşlanmayı önlemeye yardımcı olur. Doğal bir antioksidan olan Kekreyemiş özü, cilt üzerinde tonik bir etkiye sahiptir, elastikiyet verir, dış çevresel etkilere karşı korur ve epidermisin duvarlarını güçlendirir. Bitkinin yaprakları kaynatılarak saç dökülmesinde, kepeklenme sorunu, cildin iltihabı için kullanılıyor.

Kekreyemiş meyvesinin % 86 sudur, bu nedenle güçlü bir diuretik (idrar sökücü) etkiye sahiptir ve metabolizmayı normalleştirir. Meyve ve yapraklarından demleme usulü ile hazırlanan içecek genellikle sistit, böbrek taşı hastalığı ve hamilelik sırasında ödem problemi olan kadınlara güvenli bir doğal içecek olarak tavsiye edilir.

Kekreyemiş içeceği hazırlamak için ihtiyacımız olan malzemeler: 

Bir avuç meyve

İki ufak parça zencefil

Bir dilim limon

Bir çay kaşığı bal ve bir bardak su 

Meyveleri püre kıvamına getirin. Bir bardak kaynayan suya meyve püresini, limon ve zencefili ilave edin. Sadece beş dakika kaynatın ve ateşten alın, soğutun. Soğuduktan sonra 1 çay kaşığı bal ilave edin ve karıştırın. Bu tarif bir bardak içecek içindir. Arzuya ve talebe göre malzemelerin miktarını artırabilirsiniz. Afiyet olsun





HER DERDE DEVA YABAN MERSİNİ

HER DERDE DEVA YABAN MERSİNİ

Meyve ve sebzelerin içinde yüzde 48 daha fazla antioksidana sahip yaban mersini felç, alzheimer, romatizma, safra kesesi iltihabı, boğaz enfeksiyonu karaciğer hastalıkları ve tümör oluşumunu önleyerek kanserden korur. Doğal antiseptik ve antibiyotik olan yaban mersini meyvesi ve yaprakları birçok hastalığın şifasıdır

Yaban mersininin vücuttaki serbest radikalleri ortadan kaldırmaya yardımcı olarak bağışıklık sistemini dengeleyici özellikte olan süper besindir.Güçlü antioksidan özelliği olan yaban mersini hücresel düzeyde vücutta malign tümör oluşumunu önler, yani kanserden korunmak için çok etkilidir. 

TOKSİNLERDEN ARINDIRICI DETOKS ETKİSİ

Yaban mersini meyvesinin bağırsakları toksinlerden ve ağır metallerden temizleyerek detoks etkisi yapan pektinler içeriyor.

İçeriğinde karbonhidratlar, potasyum, magnezyum, fosfor, organik asit, demir, bakır ve metabolizmayı destekleyen pantotenik asit, A, C, B1, B6, vitamin PP de bulunan mucizevi meyve gastrointestinal sistemi de iyileştirici etkiye sahiptir. Mide hastalıkları, kolit tedavilerinde hem taze hem de kurutulmuş meyve ve meyve suları kullanılır. İlginç bir şekilde, kabızlık taze yaban mersini ile tedavi edilirken, diyare/ishal kurutulmuş meyveleriyle tedavi edilir. Yaban mersini mide ve bağırsak sistemi üzerinde dezenfekte edici etkileri olan maddeler içerir, bağırsak mikroflorasını iyileşirir. Yaban mersini anti-inflamatuar etkiye sahiptir ve romatizma, safra kesesi iltihabı, karaciğer hastalıkları için de kullanılır.

 

KADINLARDA ADET DNGÜSÜ ÜZERİNDE ETKİLİ 

Eski zamanlarda şifacıların yaban mersinini adet döngüsünü düzenlemek için tavsiye edilirdi, günümüzde yaban mersini bazlı preparatlar, mesane ve böbrek hastalıklarının tedavisinde sık kullanılmakta.

AŞIRI TÜKETİLMESİ ALERJİYE NEDEN OLABİLİR

Yaban mersini meyvesinin aşırı tüketilmesinin tehlikeli olabilir.

Mesane ve böbrek taşları, sindirim sistemi hastalıklarının akut durumu, ileri derece karaciğer patolojileri için risk teşkil eder. Gevşek dışkı ve deri döküntülerine neden olabilir. Yaban mersini için tek kontrendikasyon, faydalı özelliklerine rağmen, bireysel olarak bu meyveye karşı olan allerji durumudur. Bu durumlarda ürün, küçük miktarlarda bile sağlığı olumsuz etkileyebilir. Kadınların emzirirken yaban mersini yemeleri de tavsiye edilmez. Yenidoğan bebeklerde alerjiye neden olabilir.

 

Çin’de ve Antik Yunan’da ilaç olarak kullanılan doğadaki tek Omega 7 kaynağı

Çin’de ve Antik Yunan’da ilaç olarak kullanılan doğadaki tek Omega 7 kaynağı

Yabani iğdenin faydaları saymakla bitmiyor. İğdenin doğadaki tek Omega 7 kaynağı olduğunu belirten Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Yabani iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbı ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turunçgillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor.” dedi. İşte iğdenin faydaları…

 

AA’da yer alan habere göre Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, iğdenin birçok hastalığa şifa olduğunu anlattı.

 

YABANİ İĞDE NEYE İYİ GELİR?

 

Yabani iğde meyvesinin faydalarını anlatan Özcan, iğdenin faydalarını şöyle sıraladı:

 

“Antiviral ve bağışıklık sistemi güçlendirici özelliğinin yanı sıra gribal enfeksiyon tedavisinde de kullanılıyor. Anti-inflamatuar etkiye sahip olan yabani iğde meyvesi, A ve E vitaminleri sayesinde yara iyileşmesini destekliyor. Sadece dokuları güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda metabolizmayı da dengeliyor. Yabani iğde meyvesinin düzenli tüketimi serotonin üretimini arttırarak depresif ruh halini de düzeltiyor.”

GÜNDE 100 GRAM YETİYOR

 

Kilo vermek için tüketilen düşük kalorili gıdaların vücudu vitamin ve minerallerden mahrum bırakabildiğine dikkati çeken Özcan, şu bilgileri verdi:

 

“Bu durum için çeşitli vitamin ve mineral takviyeleri için ihtiyaç doğuyor, halbuki bu açığı tamamen doğal yoldan kapatmak için sadece günlük 100 gr yabani iğde meyvesine ihtiyacınız var. Yabani iğdenin 100 gramında sadece 52 kalori var. Meyvelerden elde edilen yabani iğde yağı iştahı da önemli ölçüde azaltır.”

Japonya’da yabani iğde içerikli enerji içeceklerinin üretildiğini de anlatan Özcan, bu doğal enerji içeceğin spor yapanlar için de iyi bir enerji kaynağı olduğunu dile getirdi.

 

YANIKLARI İYİLEŞTİRİYOR

 

İğde meyvesinin yağında Omega 7, Omega 3, Omega 6 ve Omega 9 yağ asitlerinin bol miktarda bulunduğunu söyleyen Özcan, yabani iğde yağının faydaları hakkında şunları aktardı:

 

“Yabani iğde meyvesinden elde edilen yağ kandaki kolesterol miktarını düşürür, özellikle sindirim sisteminin onkoloji hastalıklarının tedavisini destekler. Yanık yaralarına önemli ölçüde iyileştirici etkisi var. Kalp fonksiyonlarını desteklemeye ve diyabete karşı korumaya yardımcı olur. Bağışıklığı zayıf olan kişiler için çok faydalıdır. E vitamini açısından diğer meyvelere kıyasla ilk sırada yer alan yabani iğde meyvesi ve yağı yaşlılığa bağlı hastalıklarla savaşmak için çok önemli etkiye sahip. Cinsel sağlık üzerinde olumlu etkisi bilinen E vitamini, yumurta döllenmesinin yanı sıra embriyo ve fetüsün gelişimine katkıda bulunuyor.”

İĞDEYLE KIŞ ÇAYI TARİFİ

 

Özcan, Antik Çin’de uzun ömür çayı olarak adlandırılan yabani iğde meyvesi çayının tarifini paylaşarak, iğdeyle yapılabilecek çay tarifi verdi:

 

“Özellikle kış aylarında soğuk algınlığında içinizi ısıtacak şifa kaynağı çay, 150 gr yabani iğde meyvesi, 2 yemek kaşığı siyah çay yaprağı, 1 tatlı kaşığı çiçek balını 600 ml kaynar suya katarak hazırlanıyor. İyice yıkanmış ve ayıklanmış 100 gr meyveler püre kıvamına getirilir. Demliğe meyve püresi, kalan tüm meyveler ve siyah çay konulur. Üzerine kaynar su ilave edilir ve 7-10 dakika demlenir. Fincana 1 tatlı kaşığı bal koyup üzerine demlenmiş çayı ilave edin.”

 

Lavanta ruh ve beden sağlığı için faydalar sunuyor

Lavanta ruh ve beden sağlığı için faydalar sunuyor

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor.” ifadelerini kullandı.

Uzm. Dr. Özcan, kozmetik ürünlerde sıklıkla kullanılan ve “mor altın” olarak bilinen aromatik bitki lavantanın faydaları ve yan etkilerine ilişkin yaptığı açıklamada, antiseptik, antibakteriyel, antimikrobiyal, analjezik ve balgam söktürücü özelliği sayesinde lavantanın geleneksel ve alternatif tıp alanında sıklıkla kullanıldığını belirtti.

Lavanta yağının adet öncesi gerginlik ve ağrı şikayetlerini önemli ölçüde azalttığına dikkati çeken Özcan, şunları kaydetti:

“Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor. Yapılan bazı klinik çalışmalarda Lavandula angustifolia özü kullanılan aromaterapi, özellikle ruh hali değişimleri ile ilgili adet öncesi sendromun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabileceğini bilimsel olarak kanıtladı. Anksiyete bozukluklarında lavanta bazlı tedavilerin olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlandı. Bu araştırma sonuçlarına göre, lavanta yağı kapsülleri iki haftalık düzenli kullanım sonrasında kaygı, depresyon ve ruh hali değişimlerini olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Lavanta infüzyonu veya yağı kullanılarak yapılan masaj da kronik sinir sistemi bozukluğu olan kişilerde stres ve kaygı düzeylerinin azalttığını ortaya koydu.”

– “Lavanta çiçek suyu ile durulanan saçlarda kepek oluşumu önleniyor”

Özcan, lavantanın cilt üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, “Eskiden beri bilinen ve bilimsel araştırmalarla kanıtlanan yaraları ve yanıkları iyileştirme özelliği bulunuyor. Lavanta özü kullanılan aromaterapi yağları, çocukların boğaz ağrısından kurtulması için de faydalıdır. Cilt mantarı ve özellikle ayak mantarı için de lavanta yağının olumlu etkisi biliniyor.” ifadelerini kullandı.

Lavanta çiçek suyu ile durulanan saçlarda kepek oluşumunun önlendiğini ve saç derisini de rahatlattığını aktaran Özcan, “Bu bitki bol miktarda antioksidan içerdiğinden vücuttaki serbest radikal miktarını azaltmaya yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaşlanmayı yavaşlatır. Tip 2 diyabet için doğal destek tedavileri arasında lavanta da bulunur. Vücutta insülin üretimini teşvik eden bitkilerden biridir.” değerlendirmesinde bulundu.

Özcan, lavantanın antibakteriyel özelliklerine değinerek, kuru çiçekler kullanılarak yapılan bitkisel infüzyonun soğuk algınlığı, öksürük ve viral hastalıklarla savaşmaya yardımcı olabileceğini bildirdi.

Yaklaşık 30 çeşidi olan lavantanın aromaterapi, parfümeri üretimi ve gıda sanayisinde kullanıldığını belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İbni Sina lavanta hakkında ‘bu beyin için bir süpürge ve kalp için bir kamçı’ demiş. Lavanta Latince ‘yıkamak’ anlamına gelen ‘lavare’ kelimesinden gelir. Bu ismin ortaya çıkması eski çağlarda dini törenlerde yıkanma amacı ile kullanılan lavantalı su kullanımına bağlı. ‘Gerçek’ (Lavandula angustifolia) olarak da adlandırılan dar yapraklı lavanta, çoğunlukla kozmetik alanında parfüm ve vücut kremleri gibi uçucu yağların üretiminde de kullanılıyor. Çay, infüzyon, lokal merhem ve uçucu yağ gibi birçok formu olan lavanta, dondurma ve unlu mamüller gibi gıdaların içinde de tüketilmeye başlandı.”

– “Lavantanın antidepresanlar ile birlikte tüketilmemesi gerekiyor”

Uzm. Dr. Özcan, yatıştırıcı ve sakinleştirici özellikteki ilaçlar ile birlikte lavantanın kullanılmaması hakkında uyarıda bulunarak, doğal bir rahatlatıcı ve aşırı uyku haline neden olabileceğinden lavantanın antidepresanlar ile birlikte tüketilmemesi gerektiğine işaret etti.

Lavanta çayının tansiyonu önemli ölçüde düşürdüğü bilgisini veren Özcan, “Tansiyonu düşük olanların lavanta çayı tüketmeleri uygun değil. Lavanta belirgin östrojen (kadınlık hormonu) özelliklerine sahip olduğundan erkek çocukları lavanta bazlı ürünleri ve yağları kullanmaktan kaçınmalı. Lavanta çayını 10 yaş altı çocuklara önermiyoruz. Aşırı miktarda lavanta çayı tüketimi mide bağırsak sistemi hastalıklarını şiddetlendirebilir. Dikkatli kullanılması gerekiyor. Ayrıca lavantada bulunan kumarin maddesi kan pıhtılaşması üzerinde ekili olduğundan hemofili ve kan hastalıkları olan bireyler lavanta içeren içecekleri kesinlikle kullanmamalı.” değerlendirmesinde bulundu.

 

Mor altın olarak bilinen lavanta her derde deva! İbn-i Sina’dan örnek verdi

Mor altın olarak bilinen lavanta her derde deva! İbn-i Sina’dan örnek verdi

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor” ifadelerini kullandı. Özcan ayrıca İbn-i Sina ‘nın lavanta için bu beyin için bir süpürge ve kalp için bir kamçı’ dediğini sözlerine ekledi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, kozmetik ürünlerde sıklıkla kullanılan ve “mor altın” olarak bilinen aromatik bitki lavantanın faydaları ve yan etkilerine ilişkin yaptığı açıklamada, antiseptik, antibakteriyel, antimikrobiyal, analjezik ve balgam söktürücü özelliği sayesinde lavantanın geleneksel ve alternatif tip alanında sıklıkla kullanıldığını belirtti.

Lavanta yağının adet öncesi gerginlik ve ağrı şikayetlerini önemli ölçüde azalttığına dikkati çeken Özcan, şunları kaydetti: Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor.

BİLİMSEL OLARAK KANITLANDI

Yapılan bazı klinik çalışmalarda Lavandula angustifolia özü kullanılan aromaterapi, özellikle ruh hali değişimleri ile ilgili adet öncesi sendromun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabileceğini bilimsel olarak kanıtladı. Anksiyete bozukluklarında lavanta bazlı tedavilerin olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlandı. Bu araştırma sonuçlarına göre, lavanta yağı kapsülleri iki haftalık düzenli kullanım sonrasında kaygı, depresyon ve ruh hali değişimlerini olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Lavanta infüzyonu veya yağı kullanılarak yapılan masaj da kronik sınır sistemi bozukluğu olan kişilerde stres ve kaygı düzeylerinin azalttığını ortaya koydu.

”LAVANTA ÇİÇEK SUYU İLE DURULANAN SAÇLARDA KEPEK OLUŞUMU ÖNLENİYOR”

Özcan, lavantanın cilt üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, “Eskiden beri bilinen ve bilimsel araştırmalarla kanıtlanan yaraları ve yanıkları iyileştirme özelliği bulunuyor. Lavanta özü kullanılan aromaterapi yağları, çocukların boğaz ağrısından kurtulması için de faydalıdır. Cilt mantarı ve özellikle ayak mantarı için de lavanta yağının olumlu etkisi biliniyor.” ifadelerini kullandı.

Lavanta çiçek suyu ile durulanan saçlarda kepek oluşumunun önlendiğini ve saç derisini de rahatlattığını aktaran Özcan, “Bu bitki bol miktarda antioksidan içerdiğinden vücuttaki serbest radikal miktarını azaltmaya yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaslanmayı yavaşlatır. Tıp 2 diyabet için doğal destek tedavileri arasında lavanta da bulunur. Vücutta insülin üretimini teşvik eden bitkilerden biridir.” değerlendirmesinde bulundu.

Özcan, lavantanın antibakteriyel özelliklerine değinerek, kuru çiçekler kullanılarak yapılan bitkisel infüzyonun soğuk algınlığı, öksürük ve viral hastalıklarla savaşmaya yardımcı olabileceğini bildirdi.

İBNİ SİNA: BU BEYİN İÇİN SÜPÜRGE, KALP İÇİN KAMÇI

Yaklaşık 30 çeşidi olan lavantanın aromaterapi, parfümeri üretimi ve gıda sanayisinde kullanıldığını belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü: İbni Sina lavanta hakkında ‘bu beyin için bir süpürge ve kalp için bir kamçı’ demiş. Lavanta Latince ‘yıkamak’ anlamına gelen ‘lavare’ kelimesinden gelir. Bu ismin ortaya çıkması eski çağlarda dini törenlerde yıkanma amacı ile kullanılan lavantalı şu kullanımına bağlı. ‘Gerçek’ (Lavandula angustifolia) olarak da adlandırılan dar yapraklı lavanta, çoğunlukla kozmetik alanında parfüm ve vücut kremleri gibi uçucu yağların üretiminde de kullanılıyor. Çay, infüzyon, lokal merhem ve uçucu yağ gibi birçok formu olan lavanta, dondurma ve ünlü mamüller gibi gıdaların içinde de tüketilmeye başlandı.

”LAVANTANIN ANTİDEPREŞANLAR İLE BİRLİKTE TÜKETLMEMESİ GEREKİYOR”

Uzm. Dr. Özcan, yatıştırıcı ve sakinleştirici özellikteki ilaçlar ile birlikte lavantanın kullanılmaması hakkında uyarıda bulunarak, doğal bir rahatlatıcı ve aşırı uyku haline neden olabileceğinden lavantanın antidepreşanlar ile birlikte tüketilmemesi gerektiğine işaret etti.

Lavanta çayının tansiyonu önemli ölçüde düşürdüğü bilgisini veren Özcan, “Tansiyonu düşük olanların lavanta çayı tüketmeleri uygun değil. Lavanta belirgin ostrojen (kadınlık hormonu) özelliklerine sahip olduğundan erkek çocukları lavanta bazlı ürünleri ve yağları kullanmaktan kaçınmalı. Lavanta çayını 10 yaş altı çocuklara önermiyoruz. Aşırı miktarda lavanta çayı tüketimi mide bağırsak sistemi hastalıklarını şiddetlendirebilir. Dikkatli kullanılması gerekiyor. Ayrıca lavantada bulunan kumarın maddesi kan pıhtılaşması üzerinde ekili olduğundan hemofili ve kan hastalıkları olan bireyler lavanta içeren içecekleri kesinlikle kullanmamalı.” değerlendirmesinde bulundu.

(AA)

 

 

Yabani iğde birçok hastalığa iyi geliyor

Yabani iğde birçok hastalığa iyi geliyor

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabanı iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbi ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabanı iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbi ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turuncğillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor.” ifadelerini kullandı.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, Latince adı Hippophae rhamnoides olan ve iğdeğillere ait bir bitki olan yalancı iğde, yer ığdesi ve cicirgan otu gibi birçok farklı isimle bilinen yabanı iğde hakkında bilgi verdi.

Yabanı iğde meyvesinin faydalarını anlatan Özcan, “Antiviral ve bağışıklık sistemi güçlendirici özelliğinin yanı sıra gribal enfeksiyon tedavisinde de kullanılıyor. Anti-inflamatuar etkiye sahip olan yabanı iğde meyvesi, A ve E vitaminleri sayesinde yara iyileşmesini destekliyor. Sadece dokuları güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda metabolizmayı da dengeliyor. Yabanı iğde meyvesinin düzenli tüketimi serotonin üretimini arttırarak depresif ruh halini de düzeltiyor.” açıklamalarını yaptı.

Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabanı iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbi ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turuncğillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor. Potasyum, kalsıyum, magnezyum, demir, bor, fosfor, amino asitler, karotenoidler ve flavonoidler açısından zengin olan yabanı iğde, A, C, B1, B2, B3, B6, B9, E, PP, N vitaminlerini de barındırıyor.” bilgilerini verdi.

Günde 100 gram yiyerek iştahınızı kontrol edin

Kilo vermek için tüketilen düşük kalorili gıdaların vücudu vitamin ve minerallerden mahrum bırakabildiğine dikkati çeken Özcan, “Bu durum için çeşitli vitamin ve mineral takviyeleri için ihtiyaç doğuyor, halbuki bu açığı tamamen doğal yoldan kapatmak için sadece günlük 100 gr yabanı iğde meyvesine ihtiyacınız var. Yabanı iğdenin 100 gramında sadece 52 kalori var. Meyvelerden elde edilen yabanı iğde yağı iştahı da önemli ölçüde azaltır.” ifadelerini kullandı. Japonya’da yabanı iğde içerikli enerji içeceklerinin üretildiğini de anlatan Özcan, bu doğal enerji içeceğin spor yapanlar için de iyi bir enerji kaynağı olduğunu dile getirdi.

İğde meyvesinin yağında Omega 7, Omega 3, Omega 6 ve Omega 9 yağ asitlerinin bol miktarda bulunduğunu söyleyen Özcan, yabanı iğde yağının faydaları hakkında şunları aktardı:

“Yabanı iğde meyvesinden elde edilen yağ kandaki kolesterol miktarını düşürür, özellikle sindirim sisteminin onkoloji hastalıklarının tedavisini destekler. Yanık yaralarına önemli ölçüde iyileştirici etkisi var. Kalp fonksiyonlarını desteklemeye ve diyabete karşı korumaya yardımcı olur. Bağışıklığı zayıf olan kişiler için çok faydalıdır. E vitamini açısından diğer meyvelere kıyasla ilk sırada yer alan yabanı iğde meyvesi ve yağı yaşlılığa bağlı hastalıklarla savaşmak için çok önemli etkiye sahip. Cinsel sağlık üzerinde olumlu etkisi bilinen E vitamini, yumurta döllenmesinin yanı sıra embriyo ve fetüsün gelişimine katkıda bulunuyor.”

Özcan, Antik Çin’de uzun ömür çayı olarak adlandırılan yabanı iğde meyvesi çayının tarifini paylaşarak, “Özellikle kış aylarında soğuk algınlığında içinizi ısıtacak şifa kaynağı çay, 150 gr yabanı iğde meyvesi, 2 yemek kaşığı siyah çay yaprağı, 1 tatlı kaşığı çiçek balini 600 ml kaynar suya katarak hazırlanıyor. İyice yıkanmış ve ayıklanmış 100 gr meyveler püre kıvamına getirilir. Demliğe meyve püresi, kalan tüm meyveler ve siyah çay konulur. Üzerine kaynar şu ilave edilir ve 7-10 dakika demlenir. Fincana 1 tatlı kaşığı bal koyup üzerine demlenmiş çayı ilave edin.” ifadelerine yer verdi.

 

AA / Abdülkadir Günyol 

 

Yabani iğde hem zayıflatıyor hem de birçok hastalığa iyi geliyor

Yabani iğde hem zayıflatıyor hem de birçok hastalığa iyi geliyor

Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabani iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbı ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turunçgillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor.” ifadelerini kullandı.

Uzm. Dr. Yegane Özcan, Latince adı Hippophae rhamnoides olan ve iğdegillere ait bir bitki olan yalancı iğde, yer iğdesi ve çıçırgan otu gibi birçok farklı isimle bilinen yabani iğde hakkında bilgi verdi.

Yabani iğde meyvesinin faydalarını anlatan Özcan, “Antiviral ve bağışıklık sistemi güçlendirici özelliğinin yanı sıra gribal enfeksiyon tedavisinde de kullanılıyor. Anti-inflamatuar etkiye sahip olan yabani iğde meyvesi, A ve E vitaminleri sayesinde yara iyileşmesini destekliyor. Sadece dokuları güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda metabolizmayı da dengeliyor. Yabani iğde meyvesinin düzenli tüketimi serotonin üretimini arttırarak depresif ruh halini de düzeltiyor.” açıklamalarını yaptı. Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabani iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbı ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turunçgillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor. Potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bor, fosfor, amino asitler, karotenoidler ve flavonoidler açısından zengin olan yabani iğde, A, C, B1, B2, B3, B6, B9, E, PP, N vitaminlerini de barındırıyor.” bilgilerini verdi.

GÜNDE 100 GRAM YİYEREK İŞTAHINIZI KONTROL EDİN 

Kilo vermek için tüketilen düşük kalorili gıdaların vücudu vitamin ve minerallerden mahrum bırakabildiğine dikkati çeken Özcan, “Bu durum için çeşitli vitamin ve mineral takviyeleri için ihtiyaç doğuyor, halbuki bu açığı tamamen doğal yoldan kapatmak için sadece günlük 100 gr yabani iğde meyvesine ihtiyacınız var. Yabani iğdenin 100 gramında sadece 52 kalori var. Meyvelerden elde edilen yabani iğde yağı iştahı da önemli ölçüde azaltır.” ifadelerini kullandı. Japonya’da yabani iğde içerikli enerji içeceklerinin üretildiğini de anlatan Özcan, bu doğal enerji içeceğin spor yapanlar için de iyi bir enerji kaynağı olduğunu dile getirdi.

İğde meyvesinin yağında Omega 7, Omega 3, Omega 6 ve Omega 9 yağ asitlerinin bol miktarda bulunduğunu söyleyen Özcan, yabani iğde yağının faydaları hakkında şunları aktardı: “Yabani iğde meyvesinden elde edilen yağ kandaki kolesterol miktarını düşürür, özellikle sindirim sisteminin onkoloji hastalıklarının tedavisini destekler. Yanık yaralarına önemli ölçüde iyileştirici etkisi var. Kalp fonksiyonlarını desteklemeye ve diyabete karşı korumaya yardımcı olur. Bağışıklığı zayıf olan kişiler için çok faydalıdır. E vitamini açısından diğer meyvelere kıyasla ilk sırada yer alan yabani iğde meyvesi ve yağı yaşlılığa bağlı hastalıklarla savaşmak için çok önemli etkiye sahip. Cinsel sağlık üzerinde olumlu etkisi bilinen E vitamini, yumurta döllenmesinin yanı sıra embriyo ve fetüsün gelişimine katkıda bulunuyor.”

YABANİ İĞDE MEYVESİ ÇAYININ TARİFİ…

Özcan, Antik Çin’de uzun ömür çayı olarak adlandırılan yabani iğde meyvesi çayının tarifini paylaşarak, “Özellikle kış aylarında soğuk algınlığında içinizi ısıtacak şifa kaynağı çay, 150 gr yabani iğde meyvesi, 2 yemek kaşığı siyah çay yaprağı, 1 tatlı kaşığı çiçek balını 600 ml kaynar suya katarak hazırlanıyor. İyice yıkanmış ve ayıklanmış 100 gr meyveler püre kıvamına getirilir. Demliğe meyve püresi, kalan tüm meyveler ve siyah çay konulur. Üzerine kaynar su ilave edilir ve 7-10 dakika demlenir. Fincana 1 tatlı kaşığı bal koyup üzerine demlenmiş çayı ilave edin.” ifadelerine yer verdi.