ARONYA

ARONYA

 

 

ARONYA sağlıklı yaşam tarzını tercih edenler arasında popülerlik kazanan küçük koyu meyveler.

Vatanı Kuzey Amerika olan bu bitki, Kızılderililer tarafından soğuk algınlığı tedavisinde kullanılmış. Bu özelliğinden dolayı birçok ülkede koronavirüs tedavisinin yanında takviye olarak de çok sık kullanılmaya başlandı. Peki nedir Aronya veya Aronia meyveleri?

ARONYA, çoğu insanın sevmediği tuhaf ve ağızda büzücü tat bırakan bir meyvedir. Tadından dolayı, meyveleri çok popüler olmasa da özellikle COVİD-19 la savaştığımız bu günlerde beslenmemize dahil edilmesinde büyük fayda var. Buruk tadından, saf olarak değil daha çok püre, jöle, çay, şurup veya diğer meyve sularıyla birlikte kullanılması tercih ediliyor.

Aronya meyveleri ve suyu ve bunlardan elde edilen diğer ürünler, özellikle bağışıklığı arttırmak ve enfeksiyonların tedavisini hızlandırmak, virüslere karşı korunmak için tavsiye ediliyor. Aronya meyvesinin bu özelliği esas olarak içinde bulunan C vitaminine ve yüksek miktarda antioksidanlara borçludur. 

Aronya meyveleri, bilinen tüm diğer meyvelerden daha fazla antioksidan içeriyor. Sadece antioksidan ve C vitamini değil, birçok vitamin açısından da zengindir. PP, B, E ve yüksek miktarda antosiyaninler içerir. Bu arada, antosiyaninlerin bulunduğu tüm meyvelerden, en yüksek antioksidan potansiyele sahip olan aronya meyveleri kanserle mücadele edenler için son derece değerli bir takviyedir. Bunların dışında çok fazla lif, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve manganez içerir.

100 gr meyve 55 kcal’dir ve

0,2 g -Yağ

1,5 g -Protein

10,9 g – Karbonhidrat

4,1 g – lif

80,5 g – Su içeriyor

Organik asitler – 1.3 g

Halk arasında yaygın olan koyu meyvelerde demir oranının yüksek oluşu düşüncesi ve bu sebepten koyu renkli meyvelerin kansızlık tedavisinde takviye olarak çok tercih edilmesi ne yazık ki Aronya için geçerli değil, çünkü koyu renkte olmasına rağmen çok eser miktarda demir mikroelementi içermekte. Kansızlık tedavisinde faydası olmaz ancak kanamalardan sonra iyileştirme sürecini hızlandırmak için çok faydalı olur.

Meyveler, kolesterol ve kan şekerini normalleştirir, ateroskleroz, diyabet, kalp krizi ve inme riskini azaltır. Düzenli kullanımda, Aronya meyveleri kan basıncını düşürür, bağışıklık sistemini güçlendirir ve sinir sistemini rahatlatır. PP vitamini kan damarlarının duvarlarını daha elastik hale getirir. Pektin sindirim sistemini olumlu etkiler ve toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır. Aronya ayrıca böbreklerin çalışmasına yardımcı olur, karaciğeri zararlı maddelerden korur, safranın çıkışını iyileştirir ve gözlerin yaşlanma sürecini yavaşlatır.

Özellikle ilkbahar ve sonbaharda vitamin eksikliğinin doğal olarak önlenmesi için, kimyasal vitamin kullanımı yerine mükemmel bir tarif:

Bir bardak sıcak suyu bir avuç kurutulmuş aronya meyvelerinin üzerine ilave edin ve 5-6 saat bekletin. Bu karışımı günde 3 defa yemeklerden önce yarım çay bardağı kadar düzenli 2 hafta boyunca tüketin. 

Şeker hastaları ve hamileler de (kontrendikasyon yoksa) kullanabilir. Çocuklara 3 yaşından itibaren aronya meyvelerinin tüketilmesi uygundur, ancak tadından dolayı çocuklar bu meyveleri tüketmeye pek iştahlı olmazlar. Bu nedenle az miktarda bal ile karıştırıp vere bilirsiniz. Özellikle çocuklarda soğuk algınlığı ve grip tedavisinde, ishal ve gıda zehirlenmelerinde çok faydalı ola bilir.

Kimler bu meyveleri tüketmemeli?

3 yaş altı çocuklara, düşük tansiyonu olanlar, 

Tromboz ve kan pıhtılaşma sorunu yaşayanlar 

Mide asidi yüksek ve gastriti olanlar Aronya meyvelerini kesinlikle tüketmemeliler 

 

 

 

GLUTATYON NEDİR VEYA SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ

GLUTATYON NEDİR VEYA SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ

Bir çoğumuz zaman zaman kendimizi uyuşuk ve yorgun hissederiz, uyku sorunlarımız olur- bu durum aslında vücudumuzun hücresel “güç istasyonların” rezervlerinin tükendiğine işaret eder. Bu “istasyonların” doldurulmasına antioksidanlar yardımcı olur

Glutatyon nedir?

Glutatyon, vücudumuzun sahip olduğu üç çok kıymetli antioksidan sisteminin anahtar bağlantısıdır. Glutatyonun sağlık ve gençlik iksiri olduğunu söyleyebiliriz. Gücünün sırrı, kükürt içeren grupların varlığında yatar. Kükürt çok yapışkan bir maddedir. Vücudumuzdaki tüm “atıklar/ çöpler” – serbest radikaller, toksinler, ağır metaller – kükürt moleküllerine yapışır.

Glutatyon, bağışıklık sisteminin güçlenmesinden, amino asit taşımasından, protein sentezinden, enzim aktivasyonundan, enerji üretiminden sorumludur

Doğduğumuzda, vücut aktif olarak glutatyon üretir. Fakat zamanla glütatyon miktarımız azalır. Yapılan araştırmalar, 20 ve 30 yaşları arasında %12 olan glutatyon seviyesi %8 düştüğünü gösteriyor.

Kötü beslenme, çevre kirliliği, çeşitli enfeksiyonlar, yaralanmalar ve hastalıklar, stres, ilaç kullanımı vücudumuz için çok önemli olan bu detoksifikatorü yok eder. 

Düşük glutatyon seviyesi hangi rahatsızlıklara neden olur? 

Vücudumuzun yüksek miktarda glutatyon üretmesi, neredeyse tüm kronik hastalıklardan sonra vücudun toparlanması ve iyileşmesi , ayrıca kötü hastalıklardan korunmamızda çok önemli rol oynar. Vücutta gerekli glutatyon seviyesinin azalması hızlı yaşlanmaya neden olur.  

Glutatyon eksikliğinin neden olduğu yaklaşık 98 hastalık vardır. Bunlar arasında kronik yorgunluk sendromu, kalp ve damar hastalığı, kanser, kronik enfeksiyonlar, otoimmün hastalıklar, diyabet, otizm, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, artrit, astım, böbrek ve karaciğer hastalıkları bulunuyor.

Glutatyonun ana antioksidan rolü, başta lenfositler olmak üzere bağışıklık hücrelerini korumaktır. Glutatyon yeterli değilse bağışıklık sisteminin çalışması ciddi şekilde bozulur.

Bunu da bilmemiz çok önemli , glutatyon içeren takviye edici gıdalar vücuttaki miktarını artırmaya yardımcı olmaz, çünkü sindirim sistemi tarafından çok kolay tahrip edilir. Glutatyon, sindirim sistemden geçerken kolay yok edilen çok hassas bir maddedir.

Vücuttaki Glutatyon miktarını arttırmanın 10 yolu

Gıda ürünleri

1. Kükürt açısından zengin yiyecekler yiyin: sarımsak, soğan, turpgiller (brokoli, Brüksel lahanası ve karnabahar, su teresi vb.).

2. Bir çok glutatyon tohum, fındık, avokado, şeftali, karpuz, tarçın, kakule, zerdeçal, domates, bezelye, kırmızı biberde bulunur.

Fiziksel aktivite

3. Düzenli fiziksel aktivite glutatyon seviyesini arttırır ve böylece bağışıklık sistemini güçlendirmeye, vücudun detoksifikasyonunu iyileştirmeye, vücudun kendi antioksidan savunmasını arttırmaya yardımcı olur. Yarım saatlik aktif yürüyüş bile glutatyon üretimine yardımcı olabilir.

4. Derin nefes alma ve terleme vücuttaki toksinlerden kurtulmanın ve “sihirli” bileşenin gelişmesine yardımcı olmanın harika bir yoludur.

Vitaminler

5. C ve E vitaminleri glutatyon üretimine yardımcı olur.

6. Folik asit ve B6 ve B12 vitaminleri glutatyon üretiminde önemli bir rol oynar.

7. Selenyum. Bu önemli mineral, vücudun işlemesine ve daha fazla glutatyon üretmesine yardımcı olur. Glutation peroksidaz (glutatyon) enziminin ana bileşenidir

8. Devedikeni. Karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır ve glutatyon seviyelerinin artmasına yardımcı olur. 

 

 

 

GETTAT – Geleneksel tedavi yöntemleri

GETTAT – Geleneksel tedavi yöntemleri

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geleneksel tedavi yöntemleri modern tedavi yöntemlerine yardımcı veya ona alternatif şekilde kullanıyor. İnsanoğlu dünyada var oluşundan itibaren hastalıklarla baş etme ve sağlığını korumak için her millete özgü farklı tedavi yöntemlerini bulup uygulama arayışında olmuştur. Eskiden modern tıp yöntemleri bulunmadan geleneksel tedavi yöntemleri çok yaygın ve modern tıp anlayışı ortaya çıkana kadar tek uygulanan yöntemlerdendi. 

Modern tedavi anlayışı bulunup ortaya çıkmasıyla geleneksel tedavi yöntemleri daha az kullanılmaya başlandı. Hatta geleneksel tedavi yöntemlerinin zararlı olduğu gündeme getirildi. Hekimler mecburen geleneksel tedavi yöntemlerinden uzaklaştı. Ama hekimler geleneksel tedavi yöntemlerinden uzaklaşsa da halk tarafından her zaman tercih edildi ve ilgi hiç azalmadı. 

Özellikle son zamanlarda hem dünyada hem ülkemizde geleneksel tedaviye ilgi çok fazla arttı. Son birkaç yüzyılda hem geleneksel tedavi yöntemleri hem de modern tıp yöntemleri paralel olarak çok gelişti. Modern tıp hastalıkların teşhisinde ise kullanılan cihazların ve tedavi yöntemlerinin çok gelişmesine rağmen birçok hastalığın tedavi noktasında aciz kalıyor. Bu durum hem hastaları hem de hekimleri alternatif tıp yöntemlerine yönlendiriyor. İşte bu alternatif tedavi yöntemleri kadim tedavi yöntemlerinin aynısı veya benzerleridir. Bu tür uygulamalar dünyanın çeşitli yerlerinde benzerlik gösteren veya o ülkeye has olan yöntemlerdir. Ayrıca yasal olarak yani kanunlarla destekleniyor.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından 27 ekim 2014 yılında 28158 sayılı resmi gazetede geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yönetmeliği adını taşıyan yönetmelik yayınlandı. Bu yönetmelik kapsamında akupunktur, fitoterapi, homeopati, hacamat, sülük tedavisi ve hipnoz, kayropraktik, lavra, uygulamaları ostiyopati, politerapi, mezoterapi, ozon uygulamaları refleksiloji ve müzik terapi gibi tedavi yöntemleri yer aldı.

Bu yönetmelik çıkmadan önce herkes tedirgin ve gizli bir şekilde alternatif tedavi yöntemlerini uygulatıyordu. Bunlardan en yaygın uygulananı ise hacamat ve sülük tedavileridir. Yönetmelik çıktıktan sonra GETAT yöntemleri resmileşerek artık hekimler tarafından çok daha temiz yerlerde, sağlık merkezlerinde daha yaygın uygulanmaya başlandı. Önceden de olan ilgi bu sefer katlanarak arttı. Hekimlerimizin geleneksel tedavi yöntemlerine ilgisi artınca özellikle son zamanlarda geleneksel tıp yöntemleri modern tıp yöntemleri ile birlikte integratif olarak kullanılmaya başlandı. GETAT hakkında bilinen en büyük yanlışlardan biri modern tıp tedavisi yöntemiyle birlikte kullanılamayacak yönünde. Sanki ya GETAT yöntemi ya da modern tıp yöntemi kullanılmalı diye düşünülmekte ama bu çok yanlış bir düşüncedir. Özellikle onkoloji vakalarında hem kemoterapi hem radyoterapi ile birlikte uygulanabilir. Örnek olarak homeopati, ozon terapisi ve fitoterapi yöntemleri de güvenle uygulanabilir. Aslında bu yanlış düşünce yani ya GETAT yöntemi ya da modern tıp yöntemi kullanılmalı düşüncesi hastaları ve hasta yakınlarınıda çok zora sokuyor ve kafa karışıklığına sebep oluyor. Halbuki geleneksel tedavi yöntemleri kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini azaltır. Saç dökülmeleri, kusma, kemoterapilere bağlı kan tablosunun bozulması gibi yan etkileri ortadan kaldırır ve bu tür tedavi sürecini de destekler. Sadece bu durumlarda GETAT yöntemini ilgili GETAT branşına hakim bir hekim tarafından uygulanmalı. Kronik ve hassas vakalarda homeopati veya fitoterapi ilaçlarının dozları hassas bir şekilde ayarlanmalı ve en önemlisi standardize preparatlar kullanılmalı yani eczaneden alınan preparat standartlara uygun üretilmiş ruhsatlandırılmış ve dozu belli olan preparattır. Aktardan alınan bitki ise maalesef çoğu zaman menşei bilinmeyen ve sadece gıda takviyesi veya gıda niteliğindedir. GETAT yöntemlerinin en yaygın olanı kupa tedavisi hacamat ve sülük tedavisidir. Maalesef eskiden olduğu gibi son zamanlarda bu tedavi yöntemleri sağlık personeli olmayan kişiler tarafından hala yaygın bir şekilde yapılıyor. Bu durum üzücü ama yine bunun suçlusu bence biz hekimleriz uzun yıllar boyunca geleneksel tedavi yöntemlerini hor gördük ve reddettik. Bu tedavi yöntemlerini resmen elimizle merdiven altına itmiş olduk. Bunu düzeltmek için hekimlerimize büyük rol düşüyor. Hekimlerimiz daha çok bu tedavi yöntemlerinin eğitimlerini alıp ve geleneksel tedavi yöntemlerine sahip çıkmaları gerekiyor. Ne kadar çok sağlık kuruluşlarına GETAT merkezi açılırsa eminim halk o kadar çok bu hijyenik ortamları tercih eder. 

Yönetmelikte yer alan tedavilerden biri olan homeopati ise ülkemiz için çok yeni bir kavram 250 yıldır tüm dünyada uygulanan bu tedavi yöntemi ülkemize geç gelmesinin benim düşünceme göre sebebi, kimyasal ilaç endüstrisinin özellikle Ortadoğu ülkelerine daha çok kimyasal ilaç satma isteğine bağlı. Özellikle Avrupa’da hatta yüzyıllardır İngiltere’de kraliyet ailesinin tercih ettiği tedavi yöntemi homeopati en çok tartışmalara neden olan GETAT yöntemidir. Sebebi ise hastalıktan tamamen kurtulan birinin ilaçsız yaşam sürmesi bu da kimyasal ilaçların daha az kullanılması demektir. Homeopati tedavisinde yüzde 80’i bitkilerden yüzde 15’i minerallerden yüzde 5’i ise canlı dokulardan elde edilen ilaçlar kullanıyor. İlaçlar homeopati ilaç fabrikalarında üretilmekte çoğu GETAT yönteminde olduğu gibi homeopati yönteminde de hasta bir bütün olarak düşünülüyor ve hastalığın sebebine yönelik ilaç veriliyor. Holistik yaklaşım söz konusu ve hasta-hekim görüşmesi 1 ila 2 saat bazen daha da uzun sürebiliyor örnek migrende ağrıyı ortadan kaldırmak değil ağrıya sebep olan şeyi ortadan kaldırmak. Ayrıca hastanın ilaçsız hayatına devam etmesini sağlamaktır. Bununla birlikte homeopati açısından aynı teşhisle başvuran hastaların tedavileri çok farklıdır. Homeopati tedavisi kişiye özeldir. 

Örneğin fibromiyalji şikayeti ile başvuran 10 hastanın 10’unda da tedavi farklıdır. 10’unda da farklı ilaçlar ve farklı tedavi protokolleri var. Homeopati tedavisi sadece fiziksel şikayeti olan veya onkoloji hastalarına değil çeşitli psikolojik rahatsızlıklarda da uygulanmakta ve güvenle uygulanıyor. Korkular, anksiyete, obsesyonlar, panik atak gibi rahatsızlıklarda da homeopatinin başarısı çok yüksek modern tıpta çare bulamamış sıra dışı korkular örnek merdivenden inme, hayvan, yükseklik, deniz su hayalet gölgelerden korkuları bunun gibi bir sürü ilginç korkularada homeopati tedavisi güvenli ve başarılı bir şekilde uygulanıyor ve yüz güldüren sonuçlar alınıyor. Homeopati tedavisinden çocuklar, yaşlılar, hamileler yani her birey faydalanabilir. Ama doktor homeopat tarafından uygulandığı sürece yan etkisi olmayan bir tedavidir.

 

 

KEKREYEMİŞ

KEKREYEMİŞ

Kekreyemiş ölümsüzlük meyvesi olarak adlandırılıyor, bu nedenle insan sağlığı üzerinde yararlı etkilere sahiptir. Faydaları saymakla bitmez. Ben burada sadece birkaçını size aktarmaya çalışacağım. 

Kekreyemiş Ağustos- Eylül aylarında olgunlaşır ve sonbaharda hasat edilir. Çok çeşitli hastalıkların tedavisinde takviye olarak kullanılıyor. Kekreyemiş orman meyveleri olarak kabul edilir ancak 18. Yüzyılda yararlı özellikleri keşfedilince yapay olarak yetiştirilmeye ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde satışta, ormanlarda toplanan meyvelerin yanı sıra plantasyonlarda yapay olarak yetiştirilen Kekreyemiş bulabilirsiniz. Her ikisinin de besin değeri aynıdır.

Bu meyvenin belki de en önemli avantajı, neredeyse her enfeksiyonla başa çıkmaya yardımcı olan bir antiseptik olan benzoik asit içermesidir (asit fermantasyonu ve çürümeyi durdurur).  Ayrıca Kekreyemişin çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan faydalı özellikleri meyve ve yapraklarında bulunan arbutin (antiseptik etkiye sahip bir glikozit), antioksidanlar, organik asitler, tanenler, flavonoidler ve vitaminlere bağlıdır. Bitkiniz yaprakları meyvelerinden daha faydalı kabul edilir. Kekreyemiş oldukça düşük kalorili bir meyvedir, 100 gr’da sadece 46 kalori bulunur. 

Meyveler kandaki kötü kolesterolün düşmesine, anti ülser ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine çok etkili. Ağır metallerin (kurşun, kobalt ve sezyum) ve toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Her yaşta kullanılır, özellikle yaşlı insanlara ve kronik yorgunluk şikayeti olanlara, zayıf bağışıklık sistemi ve aşırı çalışmak zorunda kalan sağlıklı insanlara büyük faydası var.

Kekreyemiş antisklerotik etkiye sahip. Kan damarlarının duvarlarını, kalp kasını güçlendirir. Hipertansiyon, koroner kalp hastaları güvenle meyveleri tüketebilir. Kekreyemiş sadece tıbbi amaçlar ve beslenme için değil, aynı zamanda, özellikle Rusya’da, kozmetikte de yaygın olarak kullanılıyor. Kekreyemiş maskeleri cildi nemlendirir ve sıkılaştırır, kırışıklıkları ve yaşlanmayı önlemeye yardımcı olur. Doğal bir antioksidan olan Kekreyemiş özü, cilt üzerinde tonik bir etkiye sahiptir, elastikiyet verir, dış çevresel etkilere karşı korur ve epidermisin duvarlarını güçlendirir. Bitkinin yaprakları kaynatılarak saç dökülmesinde, kepeklenme sorunu, cildin iltihabı için kullanılıyor.

Kekreyemiş meyvesinin % 86 sudur, bu nedenle güçlü bir diuretik (idrar sökücü) etkiye sahiptir ve metabolizmayı normalleştirir. Meyve ve yapraklarından demleme usulü ile hazırlanan içecek genellikle sistit, böbrek taşı hastalığı ve hamilelik sırasında ödem problemi olan kadınlara güvenli bir doğal içecek olarak tavsiye edilir.

Kekreyemiş içeceği hazırlamak için ihtiyacımız olan malzemeler: 

Bir avuç meyve

İki ufak parça zencefil

Bir dilim limon

Bir çay kaşığı bal ve bir bardak su 

Meyveleri püre kıvamına getirin. Bir bardak kaynayan suya meyve püresini, limon ve zencefili ilave edin. Sadece beş dakika kaynatın ve ateşten alın, soğutun. Soğuduktan sonra 1 çay kaşığı bal ilave edin ve karıştırın. Bu tarif bir bardak içecek içindir. Arzuya ve talebe göre malzemelerin miktarını artırabilirsiniz. Afiyet olsun





HER DERDE DEVA YABAN MERSİNİ

HER DERDE DEVA YABAN MERSİNİ

Meyve ve sebzelerin içinde yüzde 48 daha fazla antioksidana sahip yaban mersini felç, alzheimer, romatizma, safra kesesi iltihabı, boğaz enfeksiyonu karaciğer hastalıkları ve tümör oluşumunu önleyerek kanserden korur. Doğal antiseptik ve antibiyotik olan yaban mersini meyvesi ve yaprakları birçok hastalığın şifasıdır

Yaban mersininin vücuttaki serbest radikalleri ortadan kaldırmaya yardımcı olarak bağışıklık sistemini dengeleyici özellikte olan süper besindir.Güçlü antioksidan özelliği olan yaban mersini hücresel düzeyde vücutta malign tümör oluşumunu önler, yani kanserden korunmak için çok etkilidir. 

TOKSİNLERDEN ARINDIRICI DETOKS ETKİSİ

Yaban mersini meyvesinin bağırsakları toksinlerden ve ağır metallerden temizleyerek detoks etkisi yapan pektinler içeriyor.

İçeriğinde karbonhidratlar, potasyum, magnezyum, fosfor, organik asit, demir, bakır ve metabolizmayı destekleyen pantotenik asit, A, C, B1, B6, vitamin PP de bulunan mucizevi meyve gastrointestinal sistemi de iyileştirici etkiye sahiptir. Mide hastalıkları, kolit tedavilerinde hem taze hem de kurutulmuş meyve ve meyve suları kullanılır. İlginç bir şekilde, kabızlık taze yaban mersini ile tedavi edilirken, diyare/ishal kurutulmuş meyveleriyle tedavi edilir. Yaban mersini mide ve bağırsak sistemi üzerinde dezenfekte edici etkileri olan maddeler içerir, bağırsak mikroflorasını iyileşirir. Yaban mersini anti-inflamatuar etkiye sahiptir ve romatizma, safra kesesi iltihabı, karaciğer hastalıkları için de kullanılır.

 

KADINLARDA ADET DNGÜSÜ ÜZERİNDE ETKİLİ 

Eski zamanlarda şifacıların yaban mersinini adet döngüsünü düzenlemek için tavsiye edilirdi, günümüzde yaban mersini bazlı preparatlar, mesane ve böbrek hastalıklarının tedavisinde sık kullanılmakta.

AŞIRI TÜKETİLMESİ ALERJİYE NEDEN OLABİLİR

Yaban mersini meyvesinin aşırı tüketilmesinin tehlikeli olabilir.

Mesane ve böbrek taşları, sindirim sistemi hastalıklarının akut durumu, ileri derece karaciğer patolojileri için risk teşkil eder. Gevşek dışkı ve deri döküntülerine neden olabilir. Yaban mersini için tek kontrendikasyon, faydalı özelliklerine rağmen, bireysel olarak bu meyveye karşı olan allerji durumudur. Bu durumlarda ürün, küçük miktarlarda bile sağlığı olumsuz etkileyebilir. Kadınların emzirirken yaban mersini yemeleri de tavsiye edilmez. Yenidoğan bebeklerde alerjiye neden olabilir.