Çin’de ve Antik Yunan’da ilaç olarak kullanılan doğadaki tek Omega 7 kaynağı

Çin’de ve Antik Yunan’da ilaç olarak kullanılan doğadaki tek Omega 7 kaynağı

Yabani iğdenin faydaları saymakla bitmiyor. İğdenin doğadaki tek Omega 7 kaynağı olduğunu belirten Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Yabani iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbı ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turunçgillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor.” dedi. İşte iğdenin faydaları…

 

AA’da yer alan habere göre Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, iğdenin birçok hastalığa şifa olduğunu anlattı.

 

YABANİ İĞDE NEYE İYİ GELİR?

 

Yabani iğde meyvesinin faydalarını anlatan Özcan, iğdenin faydalarını şöyle sıraladı:

 

“Antiviral ve bağışıklık sistemi güçlendirici özelliğinin yanı sıra gribal enfeksiyon tedavisinde de kullanılıyor. Anti-inflamatuar etkiye sahip olan yabani iğde meyvesi, A ve E vitaminleri sayesinde yara iyileşmesini destekliyor. Sadece dokuları güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda metabolizmayı da dengeliyor. Yabani iğde meyvesinin düzenli tüketimi serotonin üretimini arttırarak depresif ruh halini de düzeltiyor.”

GÜNDE 100 GRAM YETİYOR

 

Kilo vermek için tüketilen düşük kalorili gıdaların vücudu vitamin ve minerallerden mahrum bırakabildiğine dikkati çeken Özcan, şu bilgileri verdi:

 

“Bu durum için çeşitli vitamin ve mineral takviyeleri için ihtiyaç doğuyor, halbuki bu açığı tamamen doğal yoldan kapatmak için sadece günlük 100 gr yabani iğde meyvesine ihtiyacınız var. Yabani iğdenin 100 gramında sadece 52 kalori var. Meyvelerden elde edilen yabani iğde yağı iştahı da önemli ölçüde azaltır.”

Japonya’da yabani iğde içerikli enerji içeceklerinin üretildiğini de anlatan Özcan, bu doğal enerji içeceğin spor yapanlar için de iyi bir enerji kaynağı olduğunu dile getirdi.

 

YANIKLARI İYİLEŞTİRİYOR

 

İğde meyvesinin yağında Omega 7, Omega 3, Omega 6 ve Omega 9 yağ asitlerinin bol miktarda bulunduğunu söyleyen Özcan, yabani iğde yağının faydaları hakkında şunları aktardı:

 

“Yabani iğde meyvesinden elde edilen yağ kandaki kolesterol miktarını düşürür, özellikle sindirim sisteminin onkoloji hastalıklarının tedavisini destekler. Yanık yaralarına önemli ölçüde iyileştirici etkisi var. Kalp fonksiyonlarını desteklemeye ve diyabete karşı korumaya yardımcı olur. Bağışıklığı zayıf olan kişiler için çok faydalıdır. E vitamini açısından diğer meyvelere kıyasla ilk sırada yer alan yabani iğde meyvesi ve yağı yaşlılığa bağlı hastalıklarla savaşmak için çok önemli etkiye sahip. Cinsel sağlık üzerinde olumlu etkisi bilinen E vitamini, yumurta döllenmesinin yanı sıra embriyo ve fetüsün gelişimine katkıda bulunuyor.”

İĞDEYLE KIŞ ÇAYI TARİFİ

 

Özcan, Antik Çin’de uzun ömür çayı olarak adlandırılan yabani iğde meyvesi çayının tarifini paylaşarak, iğdeyle yapılabilecek çay tarifi verdi:

 

“Özellikle kış aylarında soğuk algınlığında içinizi ısıtacak şifa kaynağı çay, 150 gr yabani iğde meyvesi, 2 yemek kaşığı siyah çay yaprağı, 1 tatlı kaşığı çiçek balını 600 ml kaynar suya katarak hazırlanıyor. İyice yıkanmış ve ayıklanmış 100 gr meyveler püre kıvamına getirilir. Demliğe meyve püresi, kalan tüm meyveler ve siyah çay konulur. Üzerine kaynar su ilave edilir ve 7-10 dakika demlenir. Fincana 1 tatlı kaşığı bal koyup üzerine demlenmiş çayı ilave edin.”

 

Lavanta ruh ve beden sağlığı için faydalar sunuyor

Lavanta ruh ve beden sağlığı için faydalar sunuyor

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor.” ifadelerini kullandı.

Uzm. Dr. Özcan, kozmetik ürünlerde sıklıkla kullanılan ve “mor altın” olarak bilinen aromatik bitki lavantanın faydaları ve yan etkilerine ilişkin yaptığı açıklamada, antiseptik, antibakteriyel, antimikrobiyal, analjezik ve balgam söktürücü özelliği sayesinde lavantanın geleneksel ve alternatif tıp alanında sıklıkla kullanıldığını belirtti.

Lavanta yağının adet öncesi gerginlik ve ağrı şikayetlerini önemli ölçüde azalttığına dikkati çeken Özcan, şunları kaydetti:

“Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor. Yapılan bazı klinik çalışmalarda Lavandula angustifolia özü kullanılan aromaterapi, özellikle ruh hali değişimleri ile ilgili adet öncesi sendromun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabileceğini bilimsel olarak kanıtladı. Anksiyete bozukluklarında lavanta bazlı tedavilerin olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlandı. Bu araştırma sonuçlarına göre, lavanta yağı kapsülleri iki haftalık düzenli kullanım sonrasında kaygı, depresyon ve ruh hali değişimlerini olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Lavanta infüzyonu veya yağı kullanılarak yapılan masaj da kronik sinir sistemi bozukluğu olan kişilerde stres ve kaygı düzeylerinin azalttığını ortaya koydu.”

– “Lavanta çiçek suyu ile durulanan saçlarda kepek oluşumu önleniyor”

Özcan, lavantanın cilt üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, “Eskiden beri bilinen ve bilimsel araştırmalarla kanıtlanan yaraları ve yanıkları iyileştirme özelliği bulunuyor. Lavanta özü kullanılan aromaterapi yağları, çocukların boğaz ağrısından kurtulması için de faydalıdır. Cilt mantarı ve özellikle ayak mantarı için de lavanta yağının olumlu etkisi biliniyor.” ifadelerini kullandı.

Lavanta çiçek suyu ile durulanan saçlarda kepek oluşumunun önlendiğini ve saç derisini de rahatlattığını aktaran Özcan, “Bu bitki bol miktarda antioksidan içerdiğinden vücuttaki serbest radikal miktarını azaltmaya yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaşlanmayı yavaşlatır. Tip 2 diyabet için doğal destek tedavileri arasında lavanta da bulunur. Vücutta insülin üretimini teşvik eden bitkilerden biridir.” değerlendirmesinde bulundu.

Özcan, lavantanın antibakteriyel özelliklerine değinerek, kuru çiçekler kullanılarak yapılan bitkisel infüzyonun soğuk algınlığı, öksürük ve viral hastalıklarla savaşmaya yardımcı olabileceğini bildirdi.

Yaklaşık 30 çeşidi olan lavantanın aromaterapi, parfümeri üretimi ve gıda sanayisinde kullanıldığını belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İbni Sina lavanta hakkında ‘bu beyin için bir süpürge ve kalp için bir kamçı’ demiş. Lavanta Latince ‘yıkamak’ anlamına gelen ‘lavare’ kelimesinden gelir. Bu ismin ortaya çıkması eski çağlarda dini törenlerde yıkanma amacı ile kullanılan lavantalı su kullanımına bağlı. ‘Gerçek’ (Lavandula angustifolia) olarak da adlandırılan dar yapraklı lavanta, çoğunlukla kozmetik alanında parfüm ve vücut kremleri gibi uçucu yağların üretiminde de kullanılıyor. Çay, infüzyon, lokal merhem ve uçucu yağ gibi birçok formu olan lavanta, dondurma ve unlu mamüller gibi gıdaların içinde de tüketilmeye başlandı.”

– “Lavantanın antidepresanlar ile birlikte tüketilmemesi gerekiyor”

Uzm. Dr. Özcan, yatıştırıcı ve sakinleştirici özellikteki ilaçlar ile birlikte lavantanın kullanılmaması hakkında uyarıda bulunarak, doğal bir rahatlatıcı ve aşırı uyku haline neden olabileceğinden lavantanın antidepresanlar ile birlikte tüketilmemesi gerektiğine işaret etti.

Lavanta çayının tansiyonu önemli ölçüde düşürdüğü bilgisini veren Özcan, “Tansiyonu düşük olanların lavanta çayı tüketmeleri uygun değil. Lavanta belirgin östrojen (kadınlık hormonu) özelliklerine sahip olduğundan erkek çocukları lavanta bazlı ürünleri ve yağları kullanmaktan kaçınmalı. Lavanta çayını 10 yaş altı çocuklara önermiyoruz. Aşırı miktarda lavanta çayı tüketimi mide bağırsak sistemi hastalıklarını şiddetlendirebilir. Dikkatli kullanılması gerekiyor. Ayrıca lavantada bulunan kumarin maddesi kan pıhtılaşması üzerinde ekili olduğundan hemofili ve kan hastalıkları olan bireyler lavanta içeren içecekleri kesinlikle kullanmamalı.” değerlendirmesinde bulundu.

 

Mor altın olarak bilinen lavanta her derde deva! İbn-i Sina’dan örnek verdi

Mor altın olarak bilinen lavanta her derde deva! İbn-i Sina’dan örnek verdi

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor” ifadelerini kullandı. Özcan ayrıca İbn-i Sina ‘nın lavanta için bu beyin için bir süpürge ve kalp için bir kamçı’ dediğini sözlerine ekledi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, kozmetik ürünlerde sıklıkla kullanılan ve “mor altın” olarak bilinen aromatik bitki lavantanın faydaları ve yan etkilerine ilişkin yaptığı açıklamada, antiseptik, antibakteriyel, antimikrobiyal, analjezik ve balgam söktürücü özelliği sayesinde lavantanın geleneksel ve alternatif tip alanında sıklıkla kullanıldığını belirtti.

Lavanta yağının adet öncesi gerginlik ve ağrı şikayetlerini önemli ölçüde azalttığına dikkati çeken Özcan, şunları kaydetti: Mor altın olarak bilinen aromatik bitki lavanta, yara, yanık, viral enfeksiyonlar, anksiyete, despresyon, migren, menopoz dönemi ağrıları, uykusuzluk ve saçlardaki kepek gibi birçok rahatsızlıklara destek tedavisi oluyor.

BİLİMSEL OLARAK KANITLANDI

Yapılan bazı klinik çalışmalarda Lavandula angustifolia özü kullanılan aromaterapi, özellikle ruh hali değişimleri ile ilgili adet öncesi sendromun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabileceğini bilimsel olarak kanıtladı. Anksiyete bozukluklarında lavanta bazlı tedavilerin olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlandı. Bu araştırma sonuçlarına göre, lavanta yağı kapsülleri iki haftalık düzenli kullanım sonrasında kaygı, depresyon ve ruh hali değişimlerini olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Lavanta infüzyonu veya yağı kullanılarak yapılan masaj da kronik sınır sistemi bozukluğu olan kişilerde stres ve kaygı düzeylerinin azalttığını ortaya koydu.

”LAVANTA ÇİÇEK SUYU İLE DURULANAN SAÇLARDA KEPEK OLUŞUMU ÖNLENİYOR”

Özcan, lavantanın cilt üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, “Eskiden beri bilinen ve bilimsel araştırmalarla kanıtlanan yaraları ve yanıkları iyileştirme özelliği bulunuyor. Lavanta özü kullanılan aromaterapi yağları, çocukların boğaz ağrısından kurtulması için de faydalıdır. Cilt mantarı ve özellikle ayak mantarı için de lavanta yağının olumlu etkisi biliniyor.” ifadelerini kullandı.

Lavanta çiçek suyu ile durulanan saçlarda kepek oluşumunun önlendiğini ve saç derisini de rahatlattığını aktaran Özcan, “Bu bitki bol miktarda antioksidan içerdiğinden vücuttaki serbest radikal miktarını azaltmaya yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaslanmayı yavaşlatır. Tıp 2 diyabet için doğal destek tedavileri arasında lavanta da bulunur. Vücutta insülin üretimini teşvik eden bitkilerden biridir.” değerlendirmesinde bulundu.

Özcan, lavantanın antibakteriyel özelliklerine değinerek, kuru çiçekler kullanılarak yapılan bitkisel infüzyonun soğuk algınlığı, öksürük ve viral hastalıklarla savaşmaya yardımcı olabileceğini bildirdi.

İBNİ SİNA: BU BEYİN İÇİN SÜPÜRGE, KALP İÇİN KAMÇI

Yaklaşık 30 çeşidi olan lavantanın aromaterapi, parfümeri üretimi ve gıda sanayisinde kullanıldığını belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü: İbni Sina lavanta hakkında ‘bu beyin için bir süpürge ve kalp için bir kamçı’ demiş. Lavanta Latince ‘yıkamak’ anlamına gelen ‘lavare’ kelimesinden gelir. Bu ismin ortaya çıkması eski çağlarda dini törenlerde yıkanma amacı ile kullanılan lavantalı şu kullanımına bağlı. ‘Gerçek’ (Lavandula angustifolia) olarak da adlandırılan dar yapraklı lavanta, çoğunlukla kozmetik alanında parfüm ve vücut kremleri gibi uçucu yağların üretiminde de kullanılıyor. Çay, infüzyon, lokal merhem ve uçucu yağ gibi birçok formu olan lavanta, dondurma ve ünlü mamüller gibi gıdaların içinde de tüketilmeye başlandı.

”LAVANTANIN ANTİDEPREŞANLAR İLE BİRLİKTE TÜKETLMEMESİ GEREKİYOR”

Uzm. Dr. Özcan, yatıştırıcı ve sakinleştirici özellikteki ilaçlar ile birlikte lavantanın kullanılmaması hakkında uyarıda bulunarak, doğal bir rahatlatıcı ve aşırı uyku haline neden olabileceğinden lavantanın antidepreşanlar ile birlikte tüketilmemesi gerektiğine işaret etti.

Lavanta çayının tansiyonu önemli ölçüde düşürdüğü bilgisini veren Özcan, “Tansiyonu düşük olanların lavanta çayı tüketmeleri uygun değil. Lavanta belirgin ostrojen (kadınlık hormonu) özelliklerine sahip olduğundan erkek çocukları lavanta bazlı ürünleri ve yağları kullanmaktan kaçınmalı. Lavanta çayını 10 yaş altı çocuklara önermiyoruz. Aşırı miktarda lavanta çayı tüketimi mide bağırsak sistemi hastalıklarını şiddetlendirebilir. Dikkatli kullanılması gerekiyor. Ayrıca lavantada bulunan kumarın maddesi kan pıhtılaşması üzerinde ekili olduğundan hemofili ve kan hastalıkları olan bireyler lavanta içeren içecekleri kesinlikle kullanmamalı.” değerlendirmesinde bulundu.

(AA)

 

 

Yabani iğde birçok hastalığa iyi geliyor

Yabani iğde birçok hastalığa iyi geliyor

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabanı iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbi ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabanı iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbi ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turuncğillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor.” ifadelerini kullandı.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tip Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, Latince adı Hippophae rhamnoides olan ve iğdeğillere ait bir bitki olan yalancı iğde, yer ığdesi ve cicirgan otu gibi birçok farklı isimle bilinen yabanı iğde hakkında bilgi verdi.

Yabanı iğde meyvesinin faydalarını anlatan Özcan, “Antiviral ve bağışıklık sistemi güçlendirici özelliğinin yanı sıra gribal enfeksiyon tedavisinde de kullanılıyor. Anti-inflamatuar etkiye sahip olan yabanı iğde meyvesi, A ve E vitaminleri sayesinde yara iyileşmesini destekliyor. Sadece dokuları güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda metabolizmayı da dengeliyor. Yabanı iğde meyvesinin düzenli tüketimi serotonin üretimini arttırarak depresif ruh halini de düzeltiyor.” açıklamalarını yaptı.

Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabanı iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbi ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turuncğillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor. Potasyum, kalsıyum, magnezyum, demir, bor, fosfor, amino asitler, karotenoidler ve flavonoidler açısından zengin olan yabanı iğde, A, C, B1, B2, B3, B6, B9, E, PP, N vitaminlerini de barındırıyor.” bilgilerini verdi.

Günde 100 gram yiyerek iştahınızı kontrol edin

Kilo vermek için tüketilen düşük kalorili gıdaların vücudu vitamin ve minerallerden mahrum bırakabildiğine dikkati çeken Özcan, “Bu durum için çeşitli vitamin ve mineral takviyeleri için ihtiyaç doğuyor, halbuki bu açığı tamamen doğal yoldan kapatmak için sadece günlük 100 gr yabanı iğde meyvesine ihtiyacınız var. Yabanı iğdenin 100 gramında sadece 52 kalori var. Meyvelerden elde edilen yabanı iğde yağı iştahı da önemli ölçüde azaltır.” ifadelerini kullandı. Japonya’da yabanı iğde içerikli enerji içeceklerinin üretildiğini de anlatan Özcan, bu doğal enerji içeceğin spor yapanlar için de iyi bir enerji kaynağı olduğunu dile getirdi.

İğde meyvesinin yağında Omega 7, Omega 3, Omega 6 ve Omega 9 yağ asitlerinin bol miktarda bulunduğunu söyleyen Özcan, yabanı iğde yağının faydaları hakkında şunları aktardı:

“Yabanı iğde meyvesinden elde edilen yağ kandaki kolesterol miktarını düşürür, özellikle sindirim sisteminin onkoloji hastalıklarının tedavisini destekler. Yanık yaralarına önemli ölçüde iyileştirici etkisi var. Kalp fonksiyonlarını desteklemeye ve diyabete karşı korumaya yardımcı olur. Bağışıklığı zayıf olan kişiler için çok faydalıdır. E vitamini açısından diğer meyvelere kıyasla ilk sırada yer alan yabanı iğde meyvesi ve yağı yaşlılığa bağlı hastalıklarla savaşmak için çok önemli etkiye sahip. Cinsel sağlık üzerinde olumlu etkisi bilinen E vitamini, yumurta döllenmesinin yanı sıra embriyo ve fetüsün gelişimine katkıda bulunuyor.”

Özcan, Antik Çin’de uzun ömür çayı olarak adlandırılan yabanı iğde meyvesi çayının tarifini paylaşarak, “Özellikle kış aylarında soğuk algınlığında içinizi ısıtacak şifa kaynağı çay, 150 gr yabanı iğde meyvesi, 2 yemek kaşığı siyah çay yaprağı, 1 tatlı kaşığı çiçek balini 600 ml kaynar suya katarak hazırlanıyor. İyice yıkanmış ve ayıklanmış 100 gr meyveler püre kıvamına getirilir. Demliğe meyve püresi, kalan tüm meyveler ve siyah çay konulur. Üzerine kaynar şu ilave edilir ve 7-10 dakika demlenir. Fincana 1 tatlı kaşığı bal koyup üzerine demlenmiş çayı ilave edin.” ifadelerine yer verdi.

 

AA / Abdülkadir Günyol 

 

Yabani iğde hem zayıflatıyor hem de birçok hastalığa iyi geliyor

Yabani iğde hem zayıflatıyor hem de birçok hastalığa iyi geliyor

Uzm. Dr. Yegane Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabani iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbı ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turunçgillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor.” ifadelerini kullandı.

Uzm. Dr. Yegane Özcan, Latince adı Hippophae rhamnoides olan ve iğdegillere ait bir bitki olan yalancı iğde, yer iğdesi ve çıçırgan otu gibi birçok farklı isimle bilinen yabani iğde hakkında bilgi verdi.

Yabani iğde meyvesinin faydalarını anlatan Özcan, “Antiviral ve bağışıklık sistemi güçlendirici özelliğinin yanı sıra gribal enfeksiyon tedavisinde de kullanılıyor. Anti-inflamatuar etkiye sahip olan yabani iğde meyvesi, A ve E vitaminleri sayesinde yara iyileşmesini destekliyor. Sadece dokuları güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda metabolizmayı da dengeliyor. Yabani iğde meyvesinin düzenli tüketimi serotonin üretimini arttırarak depresif ruh halini de düzeltiyor.” açıklamalarını yaptı. Özcan, “Doğadaki tek Omega 7 kaynağı sarı şifa yabani iğde meyvesi, Doğu Asya, Çin, Tibet tıbbı ve Antik Yunan’da iyileştirici özelliği nedeniyle ilaç olarak kullanılıyordu. İçindeki C vitamini turunçgillerden fazla olan iğdenin yağı da birçok hastalığa iyi geliyor. Potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bor, fosfor, amino asitler, karotenoidler ve flavonoidler açısından zengin olan yabani iğde, A, C, B1, B2, B3, B6, B9, E, PP, N vitaminlerini de barındırıyor.” bilgilerini verdi.

GÜNDE 100 GRAM YİYEREK İŞTAHINIZI KONTROL EDİN 

Kilo vermek için tüketilen düşük kalorili gıdaların vücudu vitamin ve minerallerden mahrum bırakabildiğine dikkati çeken Özcan, “Bu durum için çeşitli vitamin ve mineral takviyeleri için ihtiyaç doğuyor, halbuki bu açığı tamamen doğal yoldan kapatmak için sadece günlük 100 gr yabani iğde meyvesine ihtiyacınız var. Yabani iğdenin 100 gramında sadece 52 kalori var. Meyvelerden elde edilen yabani iğde yağı iştahı da önemli ölçüde azaltır.” ifadelerini kullandı. Japonya’da yabani iğde içerikli enerji içeceklerinin üretildiğini de anlatan Özcan, bu doğal enerji içeceğin spor yapanlar için de iyi bir enerji kaynağı olduğunu dile getirdi.

İğde meyvesinin yağında Omega 7, Omega 3, Omega 6 ve Omega 9 yağ asitlerinin bol miktarda bulunduğunu söyleyen Özcan, yabani iğde yağının faydaları hakkında şunları aktardı: “Yabani iğde meyvesinden elde edilen yağ kandaki kolesterol miktarını düşürür, özellikle sindirim sisteminin onkoloji hastalıklarının tedavisini destekler. Yanık yaralarına önemli ölçüde iyileştirici etkisi var. Kalp fonksiyonlarını desteklemeye ve diyabete karşı korumaya yardımcı olur. Bağışıklığı zayıf olan kişiler için çok faydalıdır. E vitamini açısından diğer meyvelere kıyasla ilk sırada yer alan yabani iğde meyvesi ve yağı yaşlılığa bağlı hastalıklarla savaşmak için çok önemli etkiye sahip. Cinsel sağlık üzerinde olumlu etkisi bilinen E vitamini, yumurta döllenmesinin yanı sıra embriyo ve fetüsün gelişimine katkıda bulunuyor.”

YABANİ İĞDE MEYVESİ ÇAYININ TARİFİ…

Özcan, Antik Çin’de uzun ömür çayı olarak adlandırılan yabani iğde meyvesi çayının tarifini paylaşarak, “Özellikle kış aylarında soğuk algınlığında içinizi ısıtacak şifa kaynağı çay, 150 gr yabani iğde meyvesi, 2 yemek kaşığı siyah çay yaprağı, 1 tatlı kaşığı çiçek balını 600 ml kaynar suya katarak hazırlanıyor. İyice yıkanmış ve ayıklanmış 100 gr meyveler püre kıvamına getirilir. Demliğe meyve püresi, kalan tüm meyveler ve siyah çay konulur. Üzerine kaynar su ilave edilir ve 7-10 dakika demlenir. Fincana 1 tatlı kaşığı bal koyup üzerine demlenmiş çayı ilave edin.” ifadelerine yer verdi.

 

Yaban mersini göz altı morluklarını yok ediyor

Yaban mersini göz altı morluklarını yok ediyor

İSTANBUL (AA) – Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Özcan, ‘Ayı üzümü ve blueberry adıyla bilinen yaban mersini cilt dostu bir meyve. Yaban mersiniyle evde kendiniz hazırlayacağınız maskeyle hem ışıl ışıl sağlıklı bir cilde kavuşabilir hem de göz altı morluklarına zahmetsizce veda edebilirsiniz.’ ifadelerini kullandı.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Özcan, göz altındaki koyu halkalardan kurtulmak için Aloe Vera bazlı yaban mersini maskesi önerisinde bulunarak, ‘1 yemek kaşığı ince rendelenmiş Aloe Vera yaprağı kullanın. Daha etkili sonuç almak için taze kesilmiş tıbbi Aloe Vera yaprağı yerine, önceden kesilmiş ve iki hafta buzdolabında bekletilmiş tıbbi Aloe Vera yaprağı tercih edebilirsiniz. 1 yemek kaşığı taze ezilmiş yaban mersini posası, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ile birlikte malzemeleri karıştırın ve cildinize uygulayın. Yaklaşık 25 dakika bekletin ve soğuk suyla durulayın.’ değerlendirmesinde bulundu.

Antioksidan özellikli yaban mersininin zeytinyağı ile birlikte yaşlanma karşıtı çok etkili bileşene dönüştüğünü aktaran Özcan, ‘Kırışıklıkları azaltmak ve cildinizin çevrenizi kıskandıracak kadar genç bir görünüm kazanması için bu maskeyi haftada bir kez uygulayın. 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 yemek kaşığı taze ezilmiş yaban mersini posasını karıştırın ve cildinize uygulayın, yaklaşık 15 dakika bekletin ve ılık suyla yıkayın.’ ifadelerini kullandı.

Özcan, yoğurt bazlı yaban mersini maskesini özellikle kuru ciltlere sahip kişilerin uygulaması gerektiğini belirterek, bu maskenin kullanımının cilde sağlıklı bir parlaklık vereceğini kaydetti.

Ev yapımı ve içinde şeker barındırmayan yoğurt ile yapılmasının doğru etkiyi vereceğini aktaran Özcan, ‘1 yemek kaşığı ezilmiş yaban mersinini 2 yemek kaşığı yoğurt ile karıştırın ve cildinize uygulayın. Yaklaşık 15 dakika bekletin ve bol soğuk suyla durulayın.’ değerlendirmesinde bulundu.

Özcan, limonda bulunan asitin özellikle yağlı cildi olanlar için faydalı olduğunu belirterek, bu maske cildi gözle görülür şekilde daha yumuşak yaparak daha ışıltılı ve lekesiz gösterdiğini ifade etti.

Narenciyeye alerjisi olanları uyaran Özcan, ‘Bu maske limon gibi narenciyeye alerjisi olanlara uygun değildir. 1 çay kaşığı limon suyu, 1 yemek kaşığı taze ezilmiş yaban mersini posasını karıştırın ve cildinize uygulayın, yaklaşık 10 dakika cildinizde bekletin ve papatya suyu veya ılık suyla yıkayın. İyi bir sonuç için bu maskeyi haftada bir kez düzenli uygulayın.’ ifadelerini kullandı.

Uzmanı açıkladı! “Gençlik ve sağlık iksiri” olarak biliniyor

Uzmanı açıkladı! “Gençlik ve sağlık iksiri” olarak biliniyor

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane Koulieva Özcan, glutatyonun, üç yapı taşının birleşimiyle oluşan güçlü bir antioksidan olduğunu belirterek, “Gençlik ve sağlık iksiri olan glutatyon oranı vücutta 20 ve 30’lu yaşlardan sonra düşüşe geçer. Karpuz, fındık, şeftali, su teresi gibi meyve ve sebzelerin yanı sıra deve dikeni bitkisi glutatyon seviyesini artırmaya yardımcıdır.” ifadelerini kullandı.
Özcan, vücudun zararlı kimyasallar ve hastalıklara karşı savunma deposu glutatyona ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Vücutta doğuştan doğal olarak üretilen, mitokondri denilen hücreye enerji sağlayan, yapıların görevlerini sağlıklı bir şekilde işlemesine yarayan glutatyonun, savunma sisteminin en önemli silahlarından biri olduğuna işaret eden Özcan, “Üç yapı taşının birleşimiyle oluşan glutatyon, vücuda zarar veren ve devamlı olarak oluşan serbest radikaller ve reaktif toksit maddeleri etkisiz hale getirerek vücudu korur. Antioksidan deposu olan glutatyon, hem yıllar içerisinde hem de sağlıksız yaşam biçimiyle düşüşe geçer. Kötü beslenme, çevre kirliliği, çeşitli enfeksiyonlar, yaralanmalar ve hastalıklar, stres, ilaç kullanımı vücudumuz için çok önemli olan bu detoksifikatorü yok eder. Bu sebeple kaybettiğimiz glutatyonu tekrar vücudumuza geri vermeliyiz.” ifadelerini kullandı.

Glutatyonun gücünün sırrının içeriğindeki kükürtte bulunduğuna dikkati çeken Özcan, “Kükürt çok yapışkan bir maddedir. Vücudumuzdaki tüm atıklar, serbest radikaller, toksinler, ağır metaller, kükürt moleküllerine yapışır. Glutatyon aynı zamanda bağışıklık sisteminin güçlenmesinden, amino asit taşımasından, protein sentezinden, enzim aktivasyonundan, enerji üretiminden sorumludur.” değerlendirmesinde bulundu.

“DÜZENLİ FİZİKSEL AKTİVİTE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİR”

Yegane Koulieva Özcan, glutatyon üretimini tetikleyen kükürt içeren besinlere ilişkin “Karpuz, fındık, avokado, şeftali, tarçın, kakule, zerdeçal, domates, bezelye, kırmızı biber gibi gıda ürünlerinde de glutatyon tohumu bulunur. Sarımsak, soğan, turpgiller, brokoli, Brüksel lahanası, karnabahar, su teresi kükürt açısından zengin yiyeceklerdir. Bitkilerden deve dikeni ise glutatyon seviyelerinin artmasına yardımcı olurken, karaciğer hastalıklarının tedavisinde de kullanılır.” ifadelerini kullandı.

Vücuttaki glutatyon miktarını artırmanın yollarına işaret eden Özcan, şunları kaydetti:

 

“Glutatyon içeren takviye edici gıdalar vücuttaki glutatyonun artmasına tek başına yardımcı olmaya yetmez. Düzenli fiziksel aktivite bağışıklık sistemini güçlendirmeye, vücudun detoksifikasyonunu iyileştirmeye, vücudun kendi antioksidan savunmasını artırmaya yardımcı olur. Yarım saatlik aktif yürüyüş bile glutatyon üretimine yardımcı olabilir. Ayrıca, derin nefes alma ve terleme vücuttaki toksinlerden kurtulmanın ve ‘sihirli’ bileşenin gelişmesine yardımcı olmanın harika bir yoludur. C ve E vitaminleri, folik asit ve B6 ve B12 glutatyon üretiminde önemli bir rol oynar. Selenyum minerali, Glutation peroksidaz (glutatyon) enziminin ana bileşenidir. Vücudun işlemesine ve daha fazla üretmesine yardımcı olur.”

Sabahları patates ve elma kilo vermeye yardımcı olur

Sabahları patates ve elma kilo vermeye yardımcı olur

Doktor Özcan, “Patatesi ve elmayı sabahları yemek her zaman kilo vermeye yardımcı olur” diye konuştu

Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Doktor Yegane Koulıeva Özcan, zayıflamak için gıdanın çeşidinden ziyade günün hangi saatinde tüketildiğinin önemli olduğunu belirterek “Patatesi ve elmayı sabahları yemek her zaman kilo vermeye yardımcı olur.” dedi. 

Yaptığı yazılı açıklamada kahvaltıda patates tüketerek zayıflamanın mümkün olduğuna işaret eden Özcan, hızlı bir şekilde kilo vermek isteyenleri uyardı. Fazla kilosu olmayan ancak zayıflamayı takıntı hale getirenlerin psikolojik destek alması gerektiğini vurgulayan Özcan, “Son zamanlarda herkes diyet yapıyor ve herkes acilen zayıflamak istiyor. Bu insanların bir kısmı gerçekten kilo vermeli ama öyle bir grup insan var ki zayıflamayı takıntı haline getirmiş. Sosyal medyadaki paylaşımların da etkisiyle kendini beğenmeyen, sırf bu nedenle zayıflamayı takıntı haline getirenlerin diyetisyene değil psikiyatristlere başvurmasını öneririm.” ifadelerini kullandı. 

“Hızlı kilo kaybının hiçbir faydası yok”

Hızlı kilo kaybının hiçbir faydası olmadığına da dikkati çeken Özcan, “Kalıcı, sağlıklı zayıflık için yavaş ve bilinçli kilo vermek şart. 

Unutmayın ki her bireyin kendine has kilo verme hızı var. Bu hız da bireyin kaç kilo fazlası olduğuna bağlı. Doğru yaklaşımla aylık asgari kilo kaybı oranı, mevcut kilonuzun yüzde 5-6’sıdır. Sağlıklı kilo kaybı için izin verilen maksimum seviye ise mevcut kilonuzun yüzde 15-18’idir.” diye konuştu.

Şifa deposu nar kabuğunu çöpe atmayın! İltihaba birebir

Şifa deposu nar kabuğunu çöpe atmayın! İltihaba birebir

Homeopati Uzmanı Dr. Yegane Koulieva, “Covid-19 pandemisi ve grip endişesi yaşadığımız kış mevsiminde bağışıklığı güçlendirmek için narın iyileştirici gücünden yararlanmalıyız.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Homeopati Uzmanı Dr. Yegane Koulieva, “Covid-19 pandemisi ve grip endişesi yaşadığımız kış mevsiminde bağışıklığı güçlendirmek için narın iyileştirici gücünden yararlanmalıyız. Nar, suyundan çekirdeğine, meyvesinden kabuğuna kadar tam bir şifa deposu” ifadelerini kullandı.

Narın en az meyvesi kadar kabuğunun şifa deposu olduğunu belirten Özcan, “Bu yüzden narın kabuğunu çöpe atmayın. Kabuğu kurutup rondodan geçirerek hazırlayacağınız toz, ciltte yara ve kesiklere karşı kullanacağınız etkili bir merhem olacaktır. Meyveyi soyduktan sonra kabuğu kaynatarak yapacağınız çay soğuk algınlığı ve uykusuzluk sorunlarına devadır.

Güçlü büzücü etkisi olan nar kabuğu ishalin doğal ilacıdır. Alkaloit içeriğiyle antihelmentik etkiye sahip olan nar kabuğu, parazitlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Nar kabuğu solüsyonu ağız çalkalamada kullanıldığında diş eti kanamalarına, stomatit, diş eti iltihaplanmasına iyi gelir” dedi.

Özcan, nar meyvesinin içinde C,P, B6 ve B12 vitaminlerinin bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: 

“C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir. P vitamini kan damarlarını güçlendirir. B6 sinir sistemini ve B12 kan üretimine yardımcı olur. Nar ayrıca birçok lif ve tanen içeriyor, aynı zamanda çok etkili bir doğal dezenfektan. Verem, dizanteri ve Koli Basili’ye karşı etkili olduğu yıllar boyunca kanıtlandı. Nar, kan damarlarının duvarlarını, sinir sistemini ve genel olarak kan dolaşımını mükemmel şekilde güçlendirir. Ama, yaşlılar ve ameliyat olmuş kişiler dikkat etmeli, çünkü nar kan pıhtılaşma hızını arttırabiliyor.

Soğuk algınlığı tedavisinde ve önlenmesinde, tiroid bezi, kalp hastalıkları için de fayda sağlıyor. Düzenli olarak olgun nar meyvesi tüketimi, hipertansiyon hastalarında doğal olarak kan basıncını düşürmeye yardımcı oluyor” 

Narın düzenli olarak tüketilmesinin mide kanserinin gelişmesini engellediğini aktaran Özcan, “Nar yoluyla vücudumuza giren doğal amino asitler, hücresel düzeyde patolojik hücrelerle savaşır, olumsuz süreçlerin engellenmesine yardımcı olur. Nar, bronşiyal astımı ve kansızlığı olanlar için de faydalıdır. Meyve özü ve meyve suyu, radyasyonun vücuttan atılmasına yardımcı olur” ifadelerini kullandı.

Nar ile yapılan çeşitli yemek tariflerinin var olduğunu hatırlatan Özcan, “Ama vitamin ve mineral etkilerinden faydalanmak için bu meyveyi tazeyken tüketmek önemli. Birçok yemeğe ekşisi için nar ekleyebilirsiniz. Ayrıca nar bölmelerinin faydalı özelliklerini unutmayınız. Kurutulmuş bölmeler kurutulur ve çaya eklenir. Bu çay, sinir sistemini normalleştirir ve sakinleştirici bir etkiye sahip olduğu gibi uykusuzlukla baş eder” ifadelerini kullandı.

Özcan, narda bol miktarda bulunan antioksidanlar sayesinde vücudun temizlediğini belirterek, “Nar suyunda 15 çeşit aminoasit var, bu da narı insanlar için en faydalı ve zengin amino asit kaynaklarından biri yapıyor. Özellikle tatillerden sonra, beslenmemize dikkat etmediğimiz ve kaçamak yaptığımız durumlardan sonra mide aktivitesini normalleştirmeye yardımcı oluyor” değerlendirmesinde bulundu.

İştah ve hemoglobin üzerinde narın olumlu etkisi olduğunu ifade eden Özcan, “Solunum yolu enfeksiyonları, öksürük, boğaz ağrısı, idrar yolu enfeksiyonları, gastrointestinal bozukluklara iyi gelir. İdrar söktürücü ve antiseptik etkiye sahiptir. Kan basıncını normalleştirmeye yardımcı olur.  Karaciğer, böbrekler, akciğer hastalıkları için kullanılması tavsiye edilir.  Alzheimer hastalığının önlenmesine yardımcı olur. Diyabet hastaları dozunu kaçırmamak şartıyla nar suyu tüketebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Nar çekirdeğinin ihtiva ettiği yağda çözünen F ve E vitaminleri sayesinde cildi gençleştirdiğini aktaran Özcan, “Öğütülmüş nar çekirdeği baş ağrılarına ve tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Vücudun hormonal aktivitesine de olumlu katkılarda bulunur. Nar çekirdeklerinden uçucu yağlar ve kozmetik ürünlerin yapılmasında kullanılıyor” yorumunu yaptı.

İnsan vücudu üzerindeki faydalı etkisinin yanı sıra narın bir takım kontrendikasyonları olduğu uyarısında bulunan Özcan, şunları kaydetti:

“Nar suyu, yüksek asitli gastrit ve peptik ülser gibi kronik mide hastalıkları olan kişiler için kontrendikedir. Hemoroit ve kronik kabızlıktan muzdarip insanlar için meyve suyunun kullanılması tavsiye edilmez. Bunun dışında 1 yaş altındaki çocuklara nar suyunu önermiyoruz.

4-7 yaşına kadar nar suyu, suyla seyrelterek içilmeli. Meyve suyunu iç hastalıkları için alırken diş hekimlerinin tavsiyelerine uymak çok önemli. Taze sıkılmış nar suyu, içeriğindeki çeşitli asitler nedeniyle diş minesine zarar verebilir. Bunu önlemek için nar suyu, suyla seyreltilebilir. Tüm vitamin deposu bu durumda da korunur. Meyve suyunu içtikten sonra ağzınızı suyla çalkalayabilirsiniz.”

Aşırı terlemeyi durdurma yöntemleri

Aşırı terlemeyi durdurma yöntemleri

Aşırı terleme problemi yaşıyor ve bu soruna çözüm arıyorsanız Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane K. Özcan, papatya ve ada çayıyla aşırı terlemeyi durdurma yöntemlerini anlattı.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane K. Özcan, “Tıpta hiperhidroz olarak geçen aşırı terlemeye karşı doğal yöntemlerden yararlanabilirsiniz. Başta elma sirkesi olmak üzere, papatya, ısırganotu, ve ada çayıyla hazırlanan bitkisel karışımlar terleme soruna çözüm olabilir” dedi. 

Aşırı terleme sorununun doğal yöntemlerle önlenebileceğine dikkat çeken Medipol Mega Üniversite Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. Yegane K. Özcan, “Hiperhidroz kişinin sosyal hayatına zarar verebilen, yaşam kalitesini düşüren bir rahatsızlıktır. Her terleme artışı hiperhidroz değildir. Aşırı terlemeye karşı doğal yöntemleri tercih edenler başta elma sirkesi olmak üzere papatya, ısırgan otu ve ada çayını kullanabilir” açıklamasını yaptı.

Bitkinin kendisi ve bitkilerin kaynatılması sonucu elde edilen ilaçların kullanılabileceğini öneren Özcan, “Terleme sorununu çözen bitkileri, harici kullanımlar için verdiğim tarifler ile infüzyonlar ve kompresler şeklinde kendiniz hazırlayabilirsiniz” dedi.

Aşırı terlemenin birçok sebebi olabileceğini ifade eden Özcan, kişi hareket etmeden, yemek yerken, uykudayken, efor sarf etmeden terliyorsa o zaman ‘hiperhidrozis’ yani aşırı terleme hastalığından şüphelenmek gerektiğini belirtti. 

Deodorant çözüm değil

Duş ya da deodarantların bazen kalıcı çözüm olmadığını kaydeden Özcan, “Normalin üzerinde terleme durumunda çoğumuz sık duş alma ve deodorantlardan faydalanırız, ancak bu kalıcı bir çözüm değil, sadece ter kokusunun oluşmasını önler. Geçici kurtaran, kısa süreli bir çözüm olacaktır. Kronik böbrek yetmezliği, tiroit bezinin düzgün çalışmaması, aşırı alkol kahve ve baharatlı gıda tüketimi, nörolojik veya hormonal problemler gibi durumlar neticesinde aşırı terleme problemiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu durumların yanı sıra tetkikler tamamen normal çıksa bile buna rağmen aşırı terleme sorunu görülebiliyor” açıklamalarını yaptı.

Papatya ile el ve ayak banyosu yapın  

Özellikle ayak ve eller için papatya banyoları yapılabileceğini söyleyen Özcan, “Ayak veya el banyosu yapacağınız kaba yedi yemek kaşığı papatya çiçeği üzerine iki litre kaynar su ilave edin ve soğumaya bırakın. Su ılık hal aldıktan sonra 40 dakika boyunca ayaklarınız veya ellerinizi suda bekletin. İki hafta boyunca her akşam uygulayın sabahları ise talk pudrası kullanın” tavsiyelerinde bulundu.

Isırgan otu ve ada çayı içebilirsiniz

Terleme önleyen ısırgan otu ve ada çayı tarifini de aktaran Özcan,“Birer yemek kaşığı alın ve üzerine yarım litre kaynar su ilave edin soğuyana kadar bekletin. Bir ay boyunca günde 4 defa birer çay bardağı kadar yemekten 1 saat sonra tok karnına içebilirsiniz” bilgisini verdi.

Elma sirkeli vücut toniği 

Aşırı terlemeyi elma sirkesi kullanarak önlemek isteyenler ile özel bir tarif paylaşan Özcan, şunları söyledi;

“Terleyen bölgeye elma sirkesine batırılmış pamuklu petle sorunlu alanları mümkün olduğunca sık silin. Duştan önce, sorunlu bölgelere 10 dakikalık kompres yapın. Bunun için yarım bardak suya 1 çorba kaşığı sirke koyun ve karıştırın ve bu karışımla sorunlu bölgeye uygulayın. Karışımı uyguladıktan sonra ılık suyla duşunuzu alın. Tedavi süreci düzenli olmak kaydıyla 14 gündür.”